Türkiye’de engelli gerçeği |
Türkiye’de engellilik konusundaki tartışmaların önemli bir kısmı hâlâ “yardım kültürü” etrafında şekillenmektedir. Oysa dünyada engellilik sadece bir yardım konusu değil, temel insan hakları meselesidir. Öte yandan toplumda engellilik algısı hâlâ büyük ölçüde olumsuz ve dışlayıcıdır.
Engelliliğin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Toplumların tarih boyunca engelli fertlere karşı geliştirdiği tutumlar; sosyal, kültürel, dinî ve ekonomik yapılarla doğrudan irtibatlı olmuştur. Her dönemde engellilik olgusuna farklı manalar yüklenmiş, bu anlamlandırmalar engelli kişilere yönelik uygulamaların niteliğini de belirlemiştir. Bu sebeple engellilik, yalnızca ferdi bir sağlık durumu değil; sosyal şartlarla şekillenen çok boyutlu bir olgu olarak değerlendirilmelidir. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Bildirgesi’nde engelli birey; “kişisel ya da toplumsal hayatında, kendi kendine yerine getirmesi gereken işleri fiziksel, zihinsel ya da sosyal yetersizlik nedeniyle yapamayan birey” olarak tanımlanmaktadır.
Türkiye’de engelli fertlerin toplumla bütünleşme sürecinde yaşadığı problemler, yalnızca bireysel engellerle açıklanabilecek bir durum değildir. Fiziki çevre, eğitim sistemi, çalışma hayatı, sosyal önyargılar ve sosyal politikalar bu sürecin temel belirleyicileri arasında yer almaktadır. Engellilik çoğu zaman kişinin fiziki durumundan çok, toplumun kurduğu erişimsiz yapılar sebebiyle derinleşmektedir.
Toplumda engellilik algısı hâlâ büyük ölçüde olumsuz ve dışlayıcıdır. Engelliler zaman zaman “yardıma muhtaç” ya da “eksik” kişiler olarak görülmekte; bu yaklaşım onların sosyal hayattan uzaklaşmasına sebep olabilmektedir. Farkında olmadan gerçekleştirilen dışlayıcı tutumlar da engellilerin sosyal hayata katılımını zorlaştırmaktadır. Bu durum zamanla içe kapanma, öz güven kaybı ve sosyal hayattan geri çekilme gibi neticeler doğurabilmektedir.
Eğitim alanında da önemli sıkıntılar devam etmektedir. Engelli kişilerin eğitim hakkı anayasal güvence altında olmasına rağmen uygulamada ciddi eşitsizlikler yaşanmaktadır. Eğitim kurumlarındaki fiziki altyapı eksiklikleri, özel eğitim hizmetlerinin sınırlı olması ve öğretmenlerin yeterli destek mekanizmalarına sahip olmaması, fırsat eşitliğini zedelemektedir. Asansörsüz okul binaları, erişilebilir olmayan tuvaletler, görme engellilere uygun materyal eksikliği ya da işitme engelli öğrenciler için destekleyici teknolojilerin yetersizliği eğitim sürecini zorlaştırmaktadır. Bu durum engelli fertlerin mesleki beceriler edinmesini ve iş hayatına katılımını da sınırlandırmaktadır.
Türkiye’de engellilerin iş gücüne katılım oranı hâlâ istenen seviyede değildir. Çalışma hayatında karşılaşılan ayrımcılık, erişilebilir olmayan iş ortamları ve işveren ön yargıları istihdam safhasını zorlaştırmaktadır. Kota uygulamaları önemli bir adım olsa da mesele yalnızca kaç kişinin işe alındığı değildir. Asıl önemli olan, engelli bireylerin çalışma hayatında ne ölçüde görünür olduğu ve karar alma süreçlerine ne kadar katılabildiğidir. Pek çok kurumda engelli çalışanlar hâlâ yalnızca kanuni mecburiyet çerçevesinde değerlendirilebilmekte, kariyer gelişiminde görünmez engellerle karşılaşabilmektedir.
Ekonomik sıkıntılar da engellilik meselesinin önemli boyutlarından biridir. Yoksulluk, engelliliğin hem sebebi hem de sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Düşük gelir düzeyine sahip bireyler sağlık hizmetlerine, yeterli beslenmeye ve güvenli hayat şartlarına erişimde ciddi dezavantajlar yaşamaktadır. Bunun yanında engelli fertlerin iş gücünden uzak kalması ekonomik bağımsızlıklarını sınırlamakta ve sosyal yardımlara bağımlılığı artırabilmektedir.
ERİŞİLEBİLİRLİK PROBLEMİ
Fiziki ve sosyal erişilebilirlik, engelli kişilerin gündelik hayatını doğrudan etkileyen temel problem alanlarından biridir. Şehirleşme ve altyapı planlamalarında engelli fertlerin ihtiyaçlarının yeterince dikkate alınmaması, günlük hayatın birçok alanında erişim sıkıntıları doğurmaktadır. Toplu taşıma araçları, kaldırımlar, kamu binaları ve sosyal alanlar........