Çocukları suçtan korumada siyaset için yol haritası

Prof. Dr. M. Burak Gönültaş
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi

Çocuk suçluluğunun önlenmesi, öncelikle aile bağlarının güçlendirilmesini ve ebeveyn gözetiminin desteklenmesini gerektirmektedir. Aile, çocuğun sosyal normları öğrendiği ve içselleştirdiği ilk alandır. Aile içi ilişkilerin zayıfladığı, ebeveynlerin çocuğun günlük hayatına yeterince dâhil olamadığı durumlarda, okul ve çevrenin olumsuz etkileri daha baskın hâle gelmektedir.

Türkiye'de son dönemde çocukların karıştıkları şiddet suçlarında maalesef artışlar meydana gelmiştir. Bunlar basit yaralamalardan, madde kullanımına, akran zorbalıklarından cinayete kadar çok çeşitli suçlar şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Mevzunun hassasiyetine binaen TBMM nezdinde “Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu” kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır. Ben de bu komisyona 15 Ocak 2026 tarihinde, çocuk suçluluğunun önlenmesi adına neler yapılabileceğine yönelik araştırmalarımı ve tavsiyelerimi sundum.(*) Epstein dosyalarının yeniden gündeme geldiği bugünlerde bu hususa dair bazı tespit ve tavsiyeleri kamuoyuna hatırlatmakta fayda var.

ÇOK BOYUTLU BİR PROBLEMLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Son yıllarda çocuk suçluluğu meselesi, yalnızca adli bir problem olarak değil; sosyal politika, eğitim, aile yapısı ve toplumsal refah başlıklarıyla doğrudan irtibatlı çok boyutlu bir saha olarak tekrar tartışılmaktadır. Bu münazaraların merkezinde ise şu temel soru yer almaktadır: Çocuk suçluluğu ile mücadelede politika yapıcıların bakış açısını nereye yönlendirmelidir?

SUÇ BİR ANDA ORTAYA ÇIKMIYOR

Çocuk suçluluğu çoğu zaman, çocuğun bir suç fiiline karıştığı an üzerinden tanımlanmakta ve çözüm tavsiyeleri de ağırlıklı olarak ceza adalet sistemi etrafında şekillenmektedir. Oysa hem saha tecrübeleri hem de akademik araştırmalar, suç davranışının ani ve kopuk bir olay değil; uzun bir sosyalizasyon safhasının ürünü olduğunu açıkça göstermektedir. Bu sebeple politika üretiminde odak noktasının, suç gerçekleştikten sonraki müdahalelerden ziyade, suç davranışına giden sürecin erken evreleri olması gerekmektedir.

AİLEYE BAĞLILIĞIN VE EBEVEYN GÖZETİMİNİN ÖNEMİ

Türkiye’de çocuk suçluluğu sahasında yürütülen önemli araştırmalardan biri olan ve 2017 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen “Uluslararası Öz Bildirim Çocuk Suçluluğu” çalışması, politika yapıcılar açısından dikkate değer bulgular sunmaktadır.(**) Bu araştırmada, 7, 8 ve 9. sınıflarda öğrenim gören 2 bin 336 öğrenci ile çalışılmış ve çocukların suç davranışları ile aile, okul ve çevre ilişkileri arasındaki bağlar incelenmiştir. Bulgular, aileye bağlılık ve ebeveyn gözetiminin zayıflamasıyla birlikte çocukların okula bağlılığının azaldığını; okul ve mahallede algılanan düzensizliğin, sapkın akranlarla ilişki kurma ihtimalinin ve suça karışma riskinin anlamlı biçimde arttığını ortaya koymaktadır.

Bu noktada politika yapıcılar için ilk ve en temel mesaj şudur: Çocuk suçluluğunun önlenmesi, öncelikle aile bağlarının güçlendirilmesini ve ebeveyn gözetiminin desteklenmesini gerektirmektedir. Aile, çocuğun sosyal normları öğrendiği ve içselleştirdiği ilk alandır. Aile içi ilişkilerin zayıfladığı, ebeveynlerin çocuğun günlük hayatına yeterince dâhil olamadığı durumlarda, okul ve çevrenin olumsuz etkileri daha baskın hâle gelmektedir. Dolayısıyla çocuk suçluluğuyla mücadele politikaları, yalnızca çocuklara değil, doğrudan aile sistemine yönelik destek mekanizmalarını da içermelidir.

ÇOCUK SUÇLULUĞU TEKRAR TANIMLANMALI

Çocuk suçluluğunun doğru anlaşılabilmesi için kavramsal çerçevenin de tekrar ele alınması gerekmektedir. Mevcut uygulamalarda çocuk suçluluğu, çoğunlukla ceza adalet sistemine intikal etmiş vakalar üzerinden tanımlanmaktadır. Bu yaklaşım, suç davranışına giden........

© Türkiye