İkiyüzlülüğün mizahı! |
Bizim topraklarda mizah, hiçbir zaman sadece eğlence aracı olmadı. Osmanlının son döneminden itibaren keskin bir politik kırbaç olarak kullanıldı. Teodor Kasap’ın 1870’lerde çıkardığı Diyojen ile başlayan bu uzun serüvende on binlerce mizah mecmuası çıktı. Ancak mizahın sicili, bugün iddia edildiği kadar özgürlükçü ya da bağımsız değildi. Arşivleri açıp baktığınızda ilk dönem yayınlarında Batılılaşma göklere çıkarılırken Sultan Abdülhamid'in en acımasız, en çirkin tip ve nitelemelerle "şeytanlaştırıldığını" görürsünüz!
II. Meşrutiyet'te hürriyet nidaları atıldı. Ama ne oldu? Akabinde gelen İttihat ve Terakki devrinde çatır çatır sokak ortasında gazeteci avlanınca baskı ve istibdat neymiş anladılar!
İmparatorluk dağılıp cumhuriyet kurulduğunda da yazar çizer takımına tek bir rol biçildi: Rejimi kutsamak, devrimleri yüceltmek... Çok partili hayata kadar süren bu devrede din, gelenek ve eskiye dair ne varsa sövüldü; aksini yazan ya içeri atıldı ya da mecmuası kapatıldı.
Yıllarca resmî ideolojinin yandaşlığını yapan yontulmuş diller, Adnan Menderes’in gelişiyle yeniden sivrildi. Menderes de tıpkı Sultan II. Abdülhamid'e yapıldığı gibi "diktatör, hırsız, yalancı" diye gösterilip merhum başbakan ve adamları kaz, öküz, domuz şeklinde karikatürize edildi!
Basın ve mizah dünyası, rotasını hep sağ iktidarları küçümseyen, aşağılayan bir tarz üzerine kurdu. Süleyman Demirel’i, Turgut Özal’ı dansöz şeklinde çizip dalga geçmek büyük bir cesaret sayıldı. Erdoğan'ı geçmişte nasıl tasvir ettiklerini söylememe gerek........