Bir kalem ve bir gazete kör talihi nasıl değiştirir? |
Her gurbetçinin ve hatta her Türk erkeğinin hayalinde köyüne gidip bir ev yapmak vardır.
Yurt dışına giden Türk işçisi denilince ilk akla gelen ülke ‘Alamanya’dır.
Ama bu hikâyede Belçika’da çalışan bir gurbetçinin hayatına odaklanacağız: Abidin Arslan’ın…
Önce devrin şartlarını iyi bilmek lazım.
1930’lu ve 40’lı yıllar, Anadolu köylüsü için en yoksul ve en çetin dönemlerden biriydi.
O devre dair çok şey vardır köylünün canını sıkan.
Vergi tahsildarları mesela… Köylünün beli büken, bağrına oturanların başındaydı.
Adnan Menderes’in ilk işlerinden biri Toprak Mahsulleri Vergisini kaldırmak oldu. Çiftçi yakasına yapışan memurdan kurtuldu. Bu yüzden Menderes, Anadolu köylüsünün en sevdiği devlet adamlarından oldu.
Parasız pulsuz, en iptidai şartlarda yaşanan, elektriğin ve haberleşmenin olmadığı dönemler… Özal’a kadar köylere bunlar gelmeyecekti.
Bu yıllarda doğan çocuklar, binbir zorlukla hayata tutunabiliyordu. Bebek ölümleri had safhadaydı.
Üzerine bir de II. Cihan Harbi eklendi. Savaşa girilmemişti ama kıtlıkla mücadele ediliyordu.
Savaş, Avrupa’nın genç nüfusuna büyük darbe vurmuştu. Bunun sonucu olarak madenlerden fabrikalara kadar pek çok alanda iş gücü ihtiyacı doğdu.
1950’li ve 60’lı yıllarda bu ihtiyaç had safhaya ulaştı ve savaşa girmemiş olan Türkiye’den, ezcümle Anadolu’dan genç, dinamik işçi temin etme yoluna gidildi.
Abidin, işte bu yıllarda, köyüm olan Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Sarısüleyman köyünde dünyaya geldi.
Abidin için zor geçen bir çocukluk, yoksulluk içinde bir gençlik…
Dedemin babası Ömer ve dedem Ali ile de bu dönemde yolları kesişir. Birbirlerini severler. Edik ablamıza talip olur. “Abidin garibandır ama bu zamanda kim değil ki… Zekâsı parlak, akıllı, mert, çalışkan bir genç. Rızkı Allah verir” denir ve evlendirilir.
Bir gün yurt dışına işçi alındığı duyulur. Köyde babadan kalma doğru düzgün bir arazi yoktur. Herkes ancak kendini doyurabilmektedir zaten.
Karar verilir; bir umutla Ankara’nın yolu tutulur. 1967 yılının Ankara’sı, Anadolu köylüsü için âdeta bir umut kapısıdır.
**
“İyi bir iş bulunsa bu şehir de yeter. Yok mudur bir inşaat işi, kapağı atsak?
Bir apartmanda kapıcı olsak zaten köşeyi döneriz ama nerede bizde o şans?
Neyse, şu müracaatı bir yapalım hele, Allah büyüktür.”
**
Bu düşüncelerle hısım akrabanın yardımıyla, konsolosluktan istenen evraklar hazırlanır, içeri girilir. Ancak Abidin’in karşısında Belçika'daki Rocher Bayard kayası gibi büyük bir engel dikilmiştir: Okuma memuru.
Sırada beklerken görür ki........