Gastronomi yemek değil bir ‘kimlik’ meselesi

Anadolu’da değişmesi gereken şey bakış açısı değil, ona yöneltilen bakışlardır. Gastronomiyi sadece yemek değil; bir bellek, ekonomi ve kimlik olarak gören bu kadim coğrafya, kendi değerlerini keşfettiği an büyük kentlerin de kurtuluş reçetesi olacaktır.

Anadolu, sahip olduğu gastronomi mirasını yeniden değerlendirmeli. Bu zenginliğin farkına varmalı ve ortak mutfak değerlerini koruyup geliştirmek için somut adımlar atmalı. Bu süreçte büyük kentlerden gelecek desteği bekleme anlayışı geride bırakılmalı. Çünkü asıl öncelik, her coğrafyanın önce kendi değerlerini tanıması ve sahiplenmesidir. Büyük paralar harcanarak gerçekleştirilen etkinlikler yanında mütevazı harcamalar ile envanter çalışmaları yapılmalı ve yereldeki insanların farkındalığı artırılmalı.

Bu yaklaşım yalnızca Anadolu için değil, Anadolu’dan koparak büyük kentlere yönelmiş toplumsal yapı için de önemli bir denge unsurudur. Kendi köklerinden uzaklaşmış bireylerin doğdukları topraklarla yeniden bağ kurması, büyük kentlerle Anadolu arasındaki ilişkiyi daha sağlıklı ve daha anlamlı bir zemine taşır. Aynı zamanda bu, toplumsal yaşamın giderek karmaşıklaşan yapısı içinde, bireyin kendi kimliğinden kopmadan geleceğe daha sağlam bakabilmesinin de yoludur.

Anadolu’dan İstanbul’a göç etmiş hemşehriler bu gerçeği en iyi bilenlerdir. Çünkü onlar, bir yandan büyük kentin içinde yaşamaya çalışırken diğer yandan ait oldukları coğrafyanın değerini daha derinden hissederler. Bu nedenle Anadolu’nun toprağının, suyunun, havasının; yani üretim gücünün korunması ve güçlendirilmesi yalnızca kırsal kalkınma için değil, büyük kentlerin yükünü hafifletmek ve geleceğini yeniden kurmak için de hayati önemdedir. Göçün azalması, yerelin güçlenmesi ve kırsal hayatın yeniden anlam kazanması, aynı zamanda “büyük kentlerin kurtuluşunun da işareti” olacaktır.

Bütün bu çabanın içinde gastronomi, hiç kuşkusuz en güçlü ve en etkili alanlardan biridir. Çünkü gastronomi yalnızca yemek değildir; üretimdir, üreticidir, kültürdür, ekonomidir, bellektir ve hayatın kendisidir. Anadolu’nun gerçek anlamda farkına varılır ve bu kadim coğrafya doğru okunursa, tarih boyunca olduğu gibi bugün de tabiat, tarih ve kültür arasında kurduğu güçlü bütünlükle yeniden yol gösterici olacaktır. Bu yolun en etkili başlıklarından biri gastronomidir. Ve bu yolda fayda, başarı, onur ve gurur; hiç kuşkusuz “DOĞRULARI ERKEN BULANLARIN” olacaktır.

‘RÜZGÂRLARA ALDANMAYIN’

Biraz derinlikli baktığınızda görürsünüz ki DOĞA-İNSAN-KÜLTÜR kavramlarının sağlam ilişkisi aynı zamanda uygarlıkların Anadolu’da var oluş süreci ne de işaret eder. Bugün ve yarınlarda ülkemiz uygarlık tarihinde gerçek yerini alacaksa ki geç kalmış bir........

© Türkiye