Gücün Yeni Dili: Kaos, Kimlik ve Görünmez Mutabakat Üzerinden Geç Modern İktidarın İşleyişi
Modern dünyada iktidarın nasıl kurulduğu ve sürdürüldüğü sorusu, artık klasik fetih, işgal ve doğrudan tahakküm modelleriyle açıklanamaz. Toprak ele geçirmek maliyetlidir; nüfus yönetmek zahmetlidir; açık baskı ise meşruiyet krizleri üretir. Bu nedenle çağdaş iktidar biçimleri, giderek daha dolaylı, daha esnek ve daha görünmez yöntemler üzerinden işlemektedir.
Güç, günümüzde yalnızca karar alma yetkisiyle değil; kriz üretme, krizleri sürdürme ve bu krizleri yönetilebilir kılma kapasitesiyle tanımlanır. Ekonomik belirsizlik, güvenlik tehditleri, kimlik temelli çatışmalar ve “acil durum” söylemleri olağanüstü hâller olmaktan çıkmış, siyasal ve yönetsel pratiklerin kalıcı unsurları haline gelmiştir.
Bu bağlamda iktidar, istikrarı tesis eden bir yapıdan çok, istikrarsızlığı kontrol eden bir mekanizma olarak görünürlük kazanır. Kaos, sistemin dışsal bir arızası değil; işleyişin merkezî bir unsurudur. Aynı şekilde din, etnisite ve terör gibi kavramlar da özsel anlamlarından koparılarak siyasal düzenlemelerin etkili araçlarına dönüşür.
Ortaya çıkan tablo, merkezi bir fail varsayımını zorunlu kılmaz. İktidar, kişisel niyetlerden bağımsız olarak; kurumsal çıkarların, güvenlik söylemlerinin, kimlik siyasetinin ve gündelik uyum pratiklerinin kesişiminde üretilir. Böylece korku, çıkar ve konfor üzerinden işleyen; görünür aktörleri olan ama kolayca kişiselleştirilemeyen bir düzen ortaya çıkar.
Kaosun Yönetimi: İstikrarsızlığın İktidar Tekniğine Dönüşmesi
Modern dünyada iktidar, artık istikrar üretmek zorunda değildir. Aksine, sürekli ama kontrollü bir istikrarsızlık hali, yönetimin temel aracına dönüşmüştür. Ekonomik belirsizlik, güvenlik kaygıları, kimlik çatışmaları ve “acil durum” söylemleri, istisnai durumlar değil; sistematik olarak üretilen yönetsel araçlardır.
Bu bağlamda güç, bir ülkeyi doğrudan kontrol edebilme kapasitesiyle değil; onu sürekli kriz halinde tutabilme becerisiyle ölçülür. Ne tam barış ne de tam yıkım arzu edilir. Çünkü barış, sorgulamayı; yıkım ise kontrol kaybını beraberinde getirir. En verimli durum, askıda kalmış bir kriz halidir.
Devletler arası çatışmalar ve diplomatik krizler, bu bağlamda rastlantısal değildir. Çözümsüzlük, aktörler için stratejik bir avantajdır; çatışmanın sürmesi ekonomik, politik ve kurumsal devamlılık sağlar. Örneğin, savaşlar yalnızca silahlı mücadele değil, ekonomik yaptırımlar, diplomatik gerilimler, medya ve propaganda savaşları üzerinden de işlevsellik kazanır. Savaşın kendisi değil, sürmesi ve yönetilebilir kalması, güç dengeleri açısından belirleyici olur.
Toplumların kriz algısı, denetim ve iktidarın görünmezleşmesini doğrudan etkiler. Sürekli tehdit altında kalan bireyler:
• Daha fazla gözetim ve denetimi kabul eder;
• Hak kayıplarını geçici ve kaçınılmaz olarak algılar;
• Sorumluluklarını bireysel ve kolektif siyasal öznelikten alıp “üst otoriteye” devreder.
Bu mekanizma, iktidarın görünmezleşmesini sağlar. Çünkü görünmeyen iktidar, hesap veremez; sorgulanamaz ve kişiselleştirilemez. Krizin ve kaosun sürekliliği, iktidarın fiziksel veya sembolik görünürlüğüne gerek bırakmadan toplumların davranışlarını şekillendirir.
Kimliklerin Araçsallaştırılması: Din, Etnisite ve Terör Söylemi
Modern siyasal pratiklerde kimlikler, sadece bireylerin aidiyet ve anlam dünyasını belirleyen unsurlar olmaktan çıkmış, politik mühimmat ve yönetsel araçlar haline gelmiştir. Din, etnisite ve mezhep gibi kimlik biçimleri, tarihsel bağlamlarından koparılarak, stratejik amaçlarla kullanılabilir.
Bu bağlamda sorun, kimliğin kendisi değil; hangi aktörün elinde, hangi zaman diliminde ve hangi bağlamda devreye sokulduğudur. Aynı etnik grup veya dini kimlik, bir coğrafyada korunması gereken kutsal bir........
