Grönland’a Yönelik Olası Bir ABD Askerî Müdahalesi ve Tehditleri Karşısında: İskandinavya’nın, AB’nin ve Uluslararası Toplumun Önleyici Hukuki ve Politik Yükümlülükleri |
Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrasında kurulduğu iddia edilen “kurallara dayalı düzenin” ciddi biçimde aşındığı, büyük güçlerin hukuku ikincil plana iterek askerî ve jeopolitik çıkarlarını yeniden ön plana çıkardığı bir döneme girmiştir. Bu bağlamda Grönland, yalnızca Arktik coğrafyanın stratejik bir unsuru değil; aynı zamanda uluslararası hukukun caydırıcılık kapasitesinin test edildiği kritik bir alan hâline gelmiştir. ABD’den gelen Grönland’a ilişkin askerî, siyasî ve söylemsel açıklamalar, bu bölgenin salt savunma politikalarıyla değil, önleyici hukukî mekanizmalarla da ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Grönland’a yönelik olası bir ABD askerî müdahalesi kadar, bu müdahaleye zemin hazırlayan sözlü tehditler, güvenlik gerekçeli açıklamalar ve askerî varlık artırımı sinyalleri de uluslararası hukuk bakımından bağımsız birer ihlal riski taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Şartı yalnızca kuvvet kullanımını değil, kuvvet kullanma tehdidini de açık biçimde yasaklamaktadır. Bu nedenle tehdit aşaması, hukuken “nötr” bir alan değil; devletlerin önceden harekete geçme yükümlülüğünün başladığı kritik bir evredir.
ABD’nin geçmişte Grönland’ı “satın alma” yönündeki açıklamaları, ardından gelen askerî ve stratejik söylemler, bu bölgenin statüsünün fiilen tartışmaya açılmak istendiğini göstermektedir. Bu tür açıklamalar, yalnızca diplomatik bir retorik olarak değerlendirilemez; aksine ileride ortaya çıkabilecek bir fiilî müdahalenin psikolojik, siyasî ve hukukî zeminini hazırlayan araçlar olarak ele alınmalıdır.
Bu bağlamda Danimarka’nın ve müttefiklerinin temel sorumluluğu, fiilî işgal gerçekleşmeden önce hukuki pozisyonlarını netleştirmek, tehditleri uluslararası platformlarda kayıt altına almak ve ABD’nin olası eylemlerinin hukuki sonuçlarını açık biçimde görünür kılmaktır. Sessizlik veya gecikmiş tepkiler, uluslararası hukukta çoğu zaman zımnî rıza olarak yorumlanabilmektedir.
Grönland’ın Hukuki Statüsü ve Danimarka’nın Egemenlik Hakları
Grönland, Danimarka Krallığı’nın ayrılmaz bir parçasıdır ve bu statü Danimarka Anayasası, 2009 tarihli Grönland Özerklik Yasası ve uluslararası hukuk tarafından açık biçimde tanınmaktadır. Grönland’ın yüksek derecede özerk olması, Danimarka’nın egemenlik haklarını ortadan kaldırmamaktadır.
Bu nedenle ABD’den gelen askerî veya siyasî baskı içeren açıklamalar, fiilî işgal gerçekleşmese dahi Danimarka’nın toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak değerlendirilmelidir. Uluslararası hukukta tehdit, eylemden bağımsız olarak hukuki sonuç doğurur.
BM Şartı’nın 2/1 ve 2/4 maddeleri, devletlerin egemen eşitliğini ve kuvvet kullanma yasağını güvence altına almaktadır. Grönland’ın statüsü hiçbir uluslararası belgede tartışmalı değildir ve bu statünün zor yoluyla değiştirilmesi girişimi açık bir hukuk ihlali oluşturur.
BM Genel Kurulu’nun 3314 (XXIX) sayılı Kararı uyarınca, bir devletin başka bir devletin toprak bütünlüğüne karşı silahlı güç kullanması kadar, bu yönde ciddi tehditlerde bulunması da saldırganlık bağlamında değerlendirilmelidir.
NATO Antlaşması Açısından ABD Tehditlerinin Sonuçları
NATO Antlaşması, üye devletlerin BM Şartı’na uygun davranmasını temel yükümlülük olarak tanımlar. ABD’nin Danimarka’ya ait bir toprağa yönelik askerî tehditleri dahi, ittifakın iç hukuki tutarlılığını zedelemektedir.
Fiilî bir saldırı gerçekleşmeden önce NATO içinde açık ve resmî tartışmaların başlatılmaması, ittifakın gelecekte tamamen işlevsiz hâle gelmesi riskini doğuracaktır.
Bu nedenle Danimarka, NATO’yu bir savunma kalkanı olarak değil, aynı zamanda hukuki ve siyasî sorumluluk üretmesi gereken bir yapı olarak zorlamalıdır.
İskandinavya Devletlerinin Önleyici Ortak Deklarasyonu
İskandinav devletleri, Grönland’a yönelik herhangi bir tehdit karşısında sessiz kalamaz. Ortak bir deklarasyon, fiilî işgalden önce yayımlanmalı ve ABD’nin olası eylemlerinin tanınmayacağı açıkça ilan edilmelidir.
Bu deklarasyon askerî dayanışmanın yanı sıra, diplomatik ve ekonomik karşı tedbirleri de içermelidir.
Birleşmiş Milletler Mekanizmalarının........