ABD’NİN HUKUK DIŞI MÜDAHALE REJİMİ VE KÜRESEL DÜZENİN ÇÖKÜŞÜ |
Artık Bir “İddia” Değil, Açık Bir Gerçeklik
Tartışma Bitmiştir
Uluslararası Hukukun Açık İhlali
Güç Kullanma ve Tehdit: Açıkça Yapılıyor
Birleşmiş Milletler sistemi, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde devletlerin keyfî güç kullanımını engellemek için kurulmuştur. BM Şartı’nın 2(4). maddesi, devletlerin başka devletlerin toprak bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına karşı güç kullanmasını veya güç tehdidinde bulunmasını kesin biçimde yasaklar. Bu madde, uluslararası hukukun temel taşıdır ve bağlayıcılığı tartışmasızdır.
ABD’nin Venezuela, İran ve Karayipler başta olmak üzere birçok bölgeye yönelik söylem ve uygulamaları, bu yasağı açıkça ihlal etmektedir. Rejim değişikliği çağrıları, askerî müdahale imaları, donanma konuşlandırmaları ve açık tehdit içeren resmî açıklamalar, diplomatik dil sınırlarının çok ötesindedir. Bunlar, uluslararası hukukta “tehdit yoluyla güç kullanımı” olarak tanımlanır.
Bu eylemler ne meşru müdafaa kapsamına girmektedir ne de BM Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilmiştir. Dolayısıyla ortada hukuki bir tartışma değil, yetkisiz güç kullanımı vardır. Bu durum, ABD’nin uluslararası hukuku bağlayıcı değil, isteğe bağlı gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Uluslararası sistem açısından daha tehlikeli olan nokta şudur: Bu ihlaller artık istisna değil, standart politika hâline gelmiştir. Hukuk, güç dengelerine göre eğilip bükülen bir araç gibi kullanılmaktadır. Bu yaklaşım, yalnızca ABD’nin eylemlerini değil, diğer devletlerin de benzer ihlalleri meşrulaştırmasına zemin hazırlar.
Özetle burada yaşanan şey, tek tek olayların toplamı değil; uluslararası hukukun sistematik aşındırılmasıdır. Bu aşınma durdurulmadığı sürece, küresel düzeyde kalıcı istikrarsızlık kaçınılmazdır.
Tek Taraflı Yaptırımlar: Ekonomik Savaş
ABD’nin uyguladığı tek taraflı yaptırımlar, klasik diplomatik baskı araçları olmaktan çoktan çıkmıştır. Bu yaptırımlar, hedef ülkelerin devlet yapılarından ziyade doğrudan halklarını etkilemektedir. Sağlık sistemleri, gıda tedarik zincirleri ve temel kamu hizmetleri bu yaptırımların ilk kurbanlarıdır.
Uluslararası hukukta yaptırımların meşruiyeti, kolektif ve çok taraflı olmalarına bağlıdır. BM Güvenlik Konseyi onayı olmadan uygulanan geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar, hukuken sorunludur. Buna rağmen ABD, bu yaptırımları uluslararası toplum adına hareket ediyormuş gibi sunmaktadır.
BM Özel Raportörlerinin raporları, bu yaptırımların sivil ölümlere, yoksulluğa ve sağlık krizlerine yol açtığını açıkça ortaya koymuştur. Buna rağmen yaptırımlar sürdürülmüş, hatta genişletilmiştir. Bu durum, insan haklarının bilinçli biçimde göz ardı edildiğini göstermektedir.
Bu tür yaptırımlar, uluslararası insancıl hukukta yasaklanan kolektif cezalandırma pratiğiyle örtüşmektedir. Bir devletin politikalarını gerekçe göstererek milyonlarca insanın yaşam koşullarını kötüleştirmek, hukuki değil, zorlayıcı ve cezalandırıcı bir yöntemdir.
Dolayısıyla burada söz konusu olan şey yaptırım değil, ekonomik savaştır. Ve ekonomik savaş, askerî savaş kadar yıkıcı sonuçlar doğurabilmektedir.
ABD Anayasası Açısından: Açık Yetki Gasbı
Kongre Baypas Edilmektedir
ABD Anayasası, savaş yetkisini bilinçli olarak Kongre’ye vermiştir. Bunun amacı, askerî gücün tek bir kişinin iradesine bırakılmasını engellemektir. Ancak modern ABD tarihinde bu ilke fiilen askıya alınmıştır.
Başkanlar, özellikle “ulusal güvenlik” ve “acil tehdit” gerekçeleriyle Kongre’yi devre dışı bırakmışlardır. Trump dönemi bu eğilimin en açık ve pervasız örneklerinden biridir. Askerî operasyonlar ve saldırılar, Kongre’den açık yetki alınmadan yürütülmüştür.
1973 tarihli War Powers Resolution, bu tür yetki gasplarını sınırlamak için çıkarılmıştır. Ancak bu yasa, yürütme tarafından sistematik biçimde ihlal edilmiştir. Kongre ise çoğu zaman ya sessiz kalmış ya da fiilî durumu kabullenmiştir.
Bu durum, anayasal bir yorum farkı değil; anayasal düzenin işlevsizleşmesidir. Yasama organı, yürütme karşısında etkisizleştirilmiştir. Bu da ABD içinde otoriterleşmenin kurumsal zeminini güçlendirmiştir.
Böylece ABD, kendi anayasasını ihlal ederek dış müdahalelerde bulunmakta; bu da hem iç hukukta hem uluslararası alanda meşruiyet krizine yol açmaktadır.
“Paralel Devlet” Ne Demektir? Gerçek Tanım
“Paralel devlet” ifadesi burada gizli ya da mistik bir yapıyı anlatmaz. Aksine son derece görünür, belgelenmiş ve kurumsal bir güç ilişkisini tanımlar. Bu yapı, demokratik denetimin dışında işleyen karar alma mekanizmalarından oluşur.
Savunma sanayii şirketleri, güvenlik bürokrasisi ve lobi ağları, dış politikanın fiilî belirleyicileri hâline gelmiştir. Bu aktörler, seçilmiş temsilcilerden çok daha fazla etkiye sahiptir. Kararlar, kamuoyundan ve yasama denetiminden uzakta alınmaktadır.
Medya bu yapının tamamlayıcı unsurudur. Müdahaleci........