Türk Askeri’nin Kıbrıs’tan çıkarılması için verilen önerge

Mrs. Mary Simon Genel Vali,
Mr. Francis Scarpaleggia Avam Kamarası Başkanı,
Mr. Mark Carney Başbakan,
Mr. Garnett Genuis, Avam Kamarası Üyesi
Mr. Kevin Hamilton Kanada Türkiye Büyükelçisi

Öncelikle Emperyalizmin diktatörlük, keyfi yönetim metodu olduğunu, örneklerini 1830 Napolyon Fransa’sında, hemen sonrası 1848 de III. Napolyon döneminde ve de 1870 den itibaren Britanya’da ete-kemiğe büründüğünü, söz konusu örtünün her türlü vesile ile günümüzde de nasıl İngiltere’nin kullandığını en iyi sizlerin bildiğinden, herhalde dünya da şüphe duyacak insan yoktur..

Milletvekiliniz Garnett Genuis, şu ifadeleriyle bilgiden yoksun, bir o kadar da vitrine oynamakla, gösteriş peşinde koşmak istediği anlaşılmaktadır. Bakın iki farklı konuda;

“Ayrıca bu veya başka bir konuda benimle aynı fikirde olmayan insanların fikirlerini paylaşma ve soru sorma şansına sahip olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle görüşleriniz ne olursa olsun, bu önemli konu hakkında iyi bir tartışma için gelip bize katılmanızı umuyorum”.

Umarım kendileri, aşağıda ki bilgileri okuduktan sonra, şayet soracak soru bulabilirse, kendileri sorduğunda daha kapsamlı bilgileri alacaktır.

“Kanada’nın siyasi diyalog ve tartışma için düşmanca bir yer olmasına izin vermemeliyiz. Vatandaşlar ülkemizin kamusal yaşamında aktif ve katılımcı olduklarında, aynı fikirde olmasak bile, bunu kutlamalıyız” ifadelerini kullanmışken, Avam Kamarasına, 24 arkadaşıyla birlikte bilgiden yoksun müracaatını yapmıştır. “Kanada’nın siyasi diyalog ve tartışma için düşmanca bir yer olmasına izin vermemeliyiz” derken, başka bir ülke için neden farklı düşünceler taşımaktadır?

Ayrıca “İşgal yalnızca Kıbrıslıları değil, aynı zamanda Türkiye’nin eylemlerinden hedef alınan Asuriler, Kürtler, Suriyeliler ve Ermeniler gibi diğer toplulukları da etkiledi” ifadelerini hangi gerekçelere dayandırdığını da açıklamak mecburiyetindedir…

Yunanistan askeri güçlerinin (ELDYK) derhal çekilmesini neden istememektedir?

“Dost ve müttefik ülkeler” olarak tanımlanan ABD, Kanada, Almanya, Fransa’nın GKRY’ deki askeri varlığına neden itiraz etmemektedir?

Her ne kadar hukuki dayanağı olsa da, yaklaşık yetmiş yıldır var olan “İngiltere’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sınırları içinde Ağrotur ve Dikelya’da iki egemen üstlerini neden dile getirmemektedir?

Ayrıca her yıl, Kanada “Ermeni soykırımı” iddiasını hükümet düzeyinde açıkça destekleyerek her 24 Nisan tarihinde tarihi gerçeklerle bağdaşmayan açıklama yapmayı neden sürdürmektedir?

Daha önemlisi, Dünya Küresel Barış Endeksi’nde ON BİRİNCİ sırada olan bir ülkenin parlamenteri bunları nasıl istemekte, nasıl ifade edebilmektedir?

O müracaatında;

“Avam Kamarası’na Dilekçe

Biz, aşağıda imzası bulunan Kanada vatandaşları ve sakinleri, Avam Kamarası’nın dikkatini aşağıdakilere çekiyoruz:

Şunlar dikkate alındığında:

1974’te Kıbrıs’a yönelik Türk askeri işgali yasadışı ve vahşiydi ve adanın 7’sinin ve kıyı şeridinin W’sinin işgali devam ediyordu;

Türk işgali, can kayıpları, binlerce Kıbrıslının yerinden edilmesi ve Türk askeri güçlerinin ve yasadışı yerleşimcilerin devam eden varlığı da dâhil olmak üzere önemli insan hakları ihlallerine yol açtı;

Kanada’daki Kıbrıs diasporası da dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Kıbrıslılar ve Helenler, bu trajik işgalin 50. yıl dönümünü anıyor ve Kıbrıs halkı için adalet, özgürlük ve insan hakları çağrısında bulunuyor;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler üyesidir ve egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne uluslararası hukuka göre saygı gösterilmelidir;

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Türk birliklerinin ve yerleşimcilerin geri çekilmesi ve Kıbrıs’ın tüm Kıbrıslılar için temel insan haklarına ve özgürlüklerine saygı temelinde yeniden birleştirilmesi çağrısında bulunan birden fazla karar aldı; ve

İşgal yalnızca Kıbrıslıları değil, aynı zamanda Türkiye’nin eylemlerinden hedef alınan Asuriler, Kürtler, Suriyeliler ve Ermeniler gibi diğer toplulukları da etkiledi.

Bu nedenle, aşağıda imzası bulunan vatandaşlar ve sakinler olarak, Kanada Hükümeti’ni şu konuda çağırıyoruz:

Kıbrıs ile ilgili tüm BM Güvenlik Konseyi Kararlarını destekleyin ve Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki devam eden yasadışı işgalini kınayın;

Türk birliklerinin derhal çekilmesini savunun;

Kıbrıs’a veya diğer ezilen gruplara karşı kullanılmak üzere Türkiye’ye hiçbir Kanada silahı, askeri teçhizatı veya teknolojisinin satılmamasını sağlayın;

Türkiye tarafından Kuzey Kıbrıs’ta kurulan yasadışı işgal rejiminin tanınmasını reddetmeye devam edin; ve

İlgili BM Güvenlik Kararları ve Avrupa Birliği Müktesebatı temelinde özgür, birleşik bir Kıbrıs’ı savunun.

Avam Kamarası’na sunuldu. Garnett Genuis

(Sherwood Park—Fort Saskatchewan) 28 Mayıs 2025 (Dilekçe No. 451-00002) (25 imza)”

Dünya da insanlar farklı dinlerin nasıl sahipleneni ve takipçileri ise Türkler ve de Kıbrıs Türkleri de İslam inancının sahiplenenleri, takipçileridir.

KIBRIS; Jeolojik çağlarda Anadolu’dan koptuğu anlaşılan Ada’nın, M.Ö. 7000 (10000) yılından beri insanların yaşadığı bir toprak parçası olduğu, Cilâlı Taş ve Tunç devirlerine ait buluntulardan anlaşıl maktadır. Ada’nın tarihi dönemlere göre:

M.Ö. 700-3000 Taş Devri, M.Ö. 3000-1500 Tunç Devri, sonrasında; Mısırlılar, Hititler, (Yeniden) Mısırlılar, Finikeliler, Asurlular, Bağımsız Krallıklar, (Tekrar)Mısırlılar, Persler (İranlılar), Makedonlar, Mısırlılar (Ptoleme Devri), M.S. Romalılar, Müslümanlar, Bizanslılar, Haçlı Şövalyeleri, Lüsignanlar, Venedikliler ve M.S. 1570-1878 Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde bulunmuştur..

Kıbrıs coğrafî mevki’ itibariyle, askerî ve ticarî bakımdan ehemmiyeti sebebiyle yüzyıllarca Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki savaşların yoğunlaştığı sahalardan biri hâline gelmiştir. Akdeniz hâkimiyeti el değiştirdikçe Ada’nın sahipleri de değişmiş; Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye ayrılmasıyla Bizans’a bağlı bir eyaletken, zaman zaman Müslümanların, Fransızların (Haçlıların), kısa bir dönem olarak Memluklerin, İtalya’nın (Venedik’in) etkisine girmiş ve nihayet Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir.

Önce bu safhalara bakalım;

İslam dünyasında, Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer devirlerinde İslâm orduları Orta Doğu’nun iki süper gücü olan Sâsânî (İran) ve Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu ordularıyla karşılaştılar. Bu karşılaşmalarda Kuzeybatı ve Batı’da Bizans’a karşı kesin zaferler elde edildi. İslâm orduları bir yandan Doğu Akdeniz sahillerini fethederken, diğer yandan Afrika’ya ayakbastılar ve gerek Doğu, gerekse Güney Akdeniz’de birtakım liman kentlerini ele geçirerek deniz seferlerine çıkabilme konusunda avantaj sağladılar.

İslam Halifesi Hz. Ömer zamanında Şam fethedildikten sonra, Ürdün, (Dımaşk), Humus, Filistin (Kudüs) bölgeleri bütünüyle Müslümanlara intikal etmiş bulunuyordu.

İslam Halifesi Hz. Osman Döneminde Kıbrıs Adası’na Düzenlenen Birinci Sefer (648- 649) Bizans’ın İskenderiye çıkarması üzerine, İslâm donanması (648-649) yılı kış mevsimi sonunda Akka’dan Kıbrıs Adası’na doğru harekete geçmiş, Larnaka limanından Ada’ya çıkartma yapılmıştı. İki ayrı cihetten gelen askerlerle güçlenen İslâm ordusu, Ada’nın merkezini kuşattı. Ada sakinleri bu güçlü kuşatma karşısında fazla direnemedi. Çıkartma süresince çok sayıda esir ve bol ganimet alındı. Müslüman kuvvetlerin sayıca çokluğu ve gücü karşısında mukavemet edemeyeceğini anlayan Kıbrıs Valisi (Arkhon) halkının da münasip bulması üzerine sulh teklif etmeye mecbur kaldı. Böylece, Halife Hz. Osman döneminde Şam Valisi Muaviye bin Ebu-Sufyan düzenlediği akınlarının ardından arasında 1700 gemiden oluşan filosuyla 649’da Kıbrıs’ı ele geçirmiş ve bir antlaşmayla Müslümanların egemenliğini kabul ettirmiştir.

Bizans tarihçisi Theophanes Confessor; (1 Eylül 648-31 Ağustos 649 tarihleri arasında) olayları kaydettiği bu deniz seferi hakkında ve Hierapolisli (Menbic) Agapius (Mahbub ibn Kustantin) da eserlerinde yukarıda ki bilgileri vermektedirler.

İslam Halifesi Hz. Osman Döneminde Kıbrıs Adası’na Düzenlenen İkinci Sefer (653)

Yapılan antlaşmaya riayet edilmemesi üzerine Muaviye tarafından (653-654) senesinde 500 gemi ile Kıbrıs’a bir sefer daha tertip edilerek ada yeniden ele geçirildi. Birçok kimse öldürüldü ve çok sayıda kişi esir alındı. En nihâyetinde ise Kıbrıslılarla yapılan eski muahedenin esas alındığı bir antlaşma akdedildi. Müslümanlar, 12.000 kişiyi adaya nakletti. Onlar da adada bir şehir kurup câmiler inşaa ederken bu seferle Müslümanlar Ada’daki hâkimiyetlerini güçlendirdi.

(653-654) vuku bulan ikinci Kıbrıs çıkarmasından sonra ifâde edildiği üzere;

Süryanî kaynakları Dionysius of Tel-Mahré, Süryanî Mihail ve Ebü’l-Ferec [İbnü’l-İbrî] ise ikinci Kıbrıs çıkarması hususunda birbirine benzer bilgiler nakletmektedirler.

Emevîler (661-750) Zamanında Kıbrıs Adası;

Hz. Osman’ın vefatından sonra süreç içinde yaşanan dâhilî çekişmeler neticesinde Muaviye, Hz. Ali’den (656-661) sonra devletin başına geçti ve Bizans ile olan mücadeleyi öncelikli politikası olarak sürdürmeye devam etti. Nitekim Muaviye devrinde İslâm-Bizans mücadelesi yeniden başlamış ve bir yandan donanma güçlendirilirken öte yandan da Akdeniz’e yönelik siyasetle ilgili birtakım teşebbüsler olmuştur.

688’de Kıbrıs’tan alınan verginin paylaşılmasında sorunlar yaşanınca Bizans ve Müslümanlar arasında savaş olmuştur.

Abbâsîler (750-1258) Zamanında Kıbrıs Adası;

Abbâsîler zamanında Kıbrıs’a düzenlenen ilk sefer Ebû Caʻfer el-Mansûr (754- 775) döneminde gerçekleştirilmişti. 747 yılında Müslümanların Kıbrıs açıklarındaki son yenilgisinden sonra Suriye donanması yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı. Bu durumun da tesiriyle (773) yılında Kıbrıs’a bir sefer yapıldı ve adanın valisi tutsak edildi. Abbâsî otoritesinin adada hissedilmesine sebep olan bu çıkarmayla birlikte Emevî Halifesi Hişâm b. Abdülmelik zamanında Kıbrıs halkı aleyhine eklenen 1.000 dinar kaldırıldı ve vergi miktarı Muâviye dönemindekiyle eş değer kılındı. Abbâsî Halifesi Ebû Caʻfer el-Mansûr’un bu konuda şu sözleri sarf ettiği rivayet edilmektedir: “Biz, onlara insaflı davranmaya en lâyık kimseleriz; onlara zulmederek mal sâhibi olmadık.”

Nihâyetinde Müslümanların zikri geçen senelerde kazandıkları iki zafer ile Akdeniz’de yeni bir devir başlamış ve (965) yılında Bizans İmparatorluğu’nun adayı ele geçirdiği zamana kadar Kıbrıs’ta ortak idare/müşterek hâkimiyet (Condominium) tesis edilmiştir.

Gerek, Müslüman hâkimiyeti, gerekse ortak idare dönemlerinde, kaynaklara bakarken;

Belâzürî, İbn Tağrîberdî, Costas P. Kyrris, Theophanes Confessor, Süryânî Mihail, Ebü’l-Ferec, Taberî, Mesʻûdî, Patrik Nicholas Mysticus, Aziz Demetrianus, Muhammed Hamîdullah, Christides, Willibald, Aziz Konstantin, Ioannes Kaminiates, I. Nicholas Mysticus, Kudâme b. Caʻfer, VI. Leo, İstahrî, İbn Havkal, Makdisî, George Hill, Vassilios Christides, Yahyâ b. Saîd el-Antâkî, Abdülaziz Sâlim, Mehmed Hâlid, Buhârî, Hersekli Mehmed Kâmil, Osman Turan, Herevî, gb.. Seyyah coğrafyacı, tarihçi, din ve devlet adamı ile müelliflerin eserlerin de çok daha fazla bilgiye ulaşılacaktır.

Yıl 1570,

Kıbrıs’ın Fethini gerçekleştiren Osmanlı Padişahı II. Sultan Selim (28.5.1524-15.12.1574) 90. İslâm Halifesidir.

16 Mayıs 1570 – 1 Ağustos 1571 tarihleri arasında 15,5 ay sürmüş olan Kıbrıs Harekâtı, Türklere çok pahalıya mal olmuştur. 50.000 Türk şehidinin (bazı kaynaklarda 80.000) kanıyla ıslanarak kutsallaşmış olan Kıbrıs toprakları, bu nedenle Türk tarihi ve Türk Ulusu için kutsal bir anlam kazanmıştır. Böylece Kıbrıs Venediklilerden alınmış bir Hıristiyan Krallığa da son verilmiş, Kıbrıs Müslüman Türklerin eline geçmiştir. Bu konuda II. Selim’in Hıristiyan halka, nasıl davranılacağını belirten 7 Mayıs 1572 tarihli ve de önceki fermanlarında gösterdiği esaslar, bugün için bile, örnek alınacak gerçekleri kapsamaktadır:

“ Kıbrıs Beylerbeyine, Kadısına ve Defterdarına Hüküm ki:

Kıbrıs Adası, benim ezici gücümle feth olunmuş bir ülkedir. Savaş nedeniyle halk, güçsüzlüğe düşmüştür. Şeriatın uygulanmasında, vergilerin alınmasında, davaların görülmesinde ve öteki durumlarda Ada halkına zulüm edilmeyip, adaletle işlem yapılmalı ve korunmalıdırlar ki, güçlenebilsinler. Bu konuda her biriniz, ayrı ayrı dikkatli olacaksınız. Yerli halk, Tanrı’nın bize emanetidir. Onları, her zaman koruyacak, onlara kimsenin zulmetmesine göz yummayacaksınız. Şer’i hükümler uygulanırken, vergiler toplanırken, adaletle davranmış ve yerli halkı ayırıcı hareketlerden kaçınınız. Benim âdül hükümdarlığım süresince yerli halkın rahatlık, bolluk ve güven içinde bulunması, ülkenin bayındır olması isteğimdir. Bu konularda gerektiği gibi davranılacak, bir dakika bile kaybedilmeyecektir. Ola ki, yerli halka zulüm olunduğu, ağır vergi konulduğu ve aralarına karıştırıcılık sokulduğu duyulacak olursa, özürlerinizin asla kabul edilmesi olasılığı yoktur. Ona göre gaflet etmeyesiniz”

Bir döneme gelirken, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu, yükselmesini ve sona nasıl geldiğini, doğru ve yanlışlarını bilerek gelmemiz gerekiyor. 307 (ÜÇ YÜZ YEDİ) yıl Osmanlı hâkimiyetinde bulunan KIBRIS’IN, İNGİLTERE tarafından günümüzde yaşananlara hazırladığı tarihi zemin hiç göz ardı edilmemelidir.

1791

Enosis, Megali-İdea doğrultusunda Kıbrıs Adasının Yunanistan’a bağlanmasını, ifade etmektedir. Kelime anlamı “İlhak” demek olan Enosis ilk Megali-İdea haritasının çizildiği 1791 yılında ortaya çıkmıştır.

18 Ekim 1828

Yunanistan 18 Ekim 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa’ya bir nota vererek Enosis fikrini ilk kez resmen ortaya atmış ve adanın kendisine bağlanmasını istediğini dile getirmiştir.

24 Nisan 1877

Rusya, 24 Nisan 1877’de Osmanlı Devleti’ne resmen savaş ilân etti.

6 Mayıs 1877

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Derby’nin Rusya’ya verdiği notada “Osmanlı menfaatleri haricinde bir menfaatin tehlikeye düşmesi hâlinde İngiltere’nin tarafsızlığını terk edeceğini ve bu menfaatlerinin müdafaasına mecbur kalacağını bildirmesi.

8 Mayıs 1877

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Derby’nin Rusya’nın Osmanlı ülkesindeki azınlıkların haklarını korumak amacıyla Osmanlı topraklarına girmesini İngiltere’nin onaylamadığını bildirmesi.

3 Temmuz 1877

İngiltere donanmasına bağlı yedi adet zırhlı geminin Beşike limanına gelerek demir atması.

25 Ocak 1878

Rusya’nın Osmanlı Devleti ile yapacağı anlaşmanın şartlarını resmî olarak İngiltere’ye bildirmesi.

İngiliz elçisinin; (Telgrafta) özetle İngiliz donanmasının 25 Ocak 1878 günü Çanakkale’den Marmara’ya girmesi için emir aldığı ancak bu izin verilmez ise zorla girileceği buna sebep olarak da Rusların mütareke tekliflerinin çok ağır olduğu bildirilmekteydi.

1878

Berlin Kongresi’nde İngiltere Balkan Slavları’na karşı Yunanistan’ı desteklemiş ve yarımadadaki dengeyi sağlamak için, hudutlarının genişletilmesini sağlamıştır. Bundan sonra, dışarıdan, bilhassa İngiltere’den yapılan istikrazlar, Yunanistan’ı, iktisâden tamamen Londra’ya bağlı hâle getirmiştir.

13 Şubat 1878

Amiral Hornby komutasındaki altı gemiden oluşan İngiliz filosunun devletler hukukuna aykırı olarak zorla Çanakkale Boğazı’na girerek Gelibolu ve Bolayır önlerinde birer gemi bıraktıktan sonra Marmara’ya girmesi adalar civarına gelerek Mudanya önlerinde demir atması ve İngiliz donanmasının İstanbul’a gelmesi.

Mart 1878

Bâbıâlî’nin Kıbrıs adasına 10.000 muhacir yerleştirme plânlamasının, İngiliz ve Fransız temsilcileri tarafından desteklenmesiyle engellenmesi.

3 Mart 1878

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 29 maddelik Yeşilköy (Ayastefanos) Barış Anlaşması’nın imzalanması.

21 Mart 1878

İngiltere’nin Hindistan Bakanı bulunan Lord Salisbury, 21 Mart 1878’de Başbakan Lord Beaconsfield’e gönderdiği yazıda, İngiliz dileklerinin neler olması gerektiği konusunda görüşlerini kısaca bildiriyordu. Lord Salisbury, Rusya’nın Asya’da ülke koparmasına savaş tehdidiyle karşı konulmasını önermiyor, ama buna karşılık olarak, İngiltere’nin tazmini için “örneğin Lemnos ve Kıbrıs’ta İngiltere’ye deniz üssü sağlanmasını; İskenderun denli bir limanın geçici bir süre için bile olsun, moral etkinlik açısından İngilizlerce işgal edilmesi gerektiğini” öne sürüyordu.

2 Mayıs 1878

İngiltere Dışişleri Bakanı Salisbury’nin İngiltere’nin Osmanlı Devleti Elçisi Henry Layard’a “BabIâli’ye bir Rus tecavüzü olması hâlinde İngiltere’nin sultanın Asya’daki imparatorluğunu müdafaa etmeyi deruhte edeceği bir savunma ittifakı yapacağını” söylemesi.

5 Mayıs 1878

Başbakan Lord Beaconsfield, Kıraliçe Victoria’ya şu yazıyı gönderiyordu: “Bâbıâlî, Kıbrıs’ı Majestenize verirse ve aynı zamanda İngiltere, Türkiye ile bir savunma paktı imzalayarak Asya Türkiye’sini Rus istilâsına karşı koruyuculuğu altına alırsa, Akdeniz’deki İngiliz gücü o bölgede salt biçimde genişleyecek ve Majestenizin Hindistan İmparatorluğu büyük ölçüde güçleşmiş olacaktır. Kıbrıs, Batı Asya’nın anahtarıdır. Böyle bir anlaşma, Avrupa Türkiye’sini de büyük ölçüde güçlendirecek ve bir tüm olarak Türkiye, savaştan önceki durumuna oranla, Rusya’ya karşı daha güçlü bir engel olacaktır. Bu siyasa uygulanırsa (ve uygulanmalıdır), Majestenizin İmparatorlar arası koalisyondan da korkmaya bir neden olmayacaktır. Bu anlaşma, Majestenizin Hindistan imparatorluğunu İngiltere ile birleştirecektir. Lord Beaconsfield yakında huzurunuza kabul edileceğinden, bu önemli konunun görüşülmesini o güne dek erteleyecektir”

10 Mayıs 1878

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Salisbury, İstanbul Büyükelçisi Layard’a Kıbrıs’a yerleşme girişiminin başlatılması için talimat verdi.

Mayıs 1878

Layard, 23 Mayıs’ta, Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa ile bu konu hakkında yaptığı görüşmede; Ayestefanos Antlaşması’nın İngiltere tarafından yok sayılarak Türkiye’nin lehine bir anlaşma hazırlanacağını, Rusya’nın Kars, Ardahan ve Batum dışında başka bir yeri işgal etmeye kalkışması hâlinde İngiltere’nin bunu engelleyeceğini ifade ederek bunların karşılığında Doğu’da Hristiyanlar için ıslahat yapılmasını ve Kıbrıs Adası’nın idaresinin İngiltere’ye verilmesini istedi..

Elçi Layard, 25 Mayıs’ta Padişah II. Abdülhamit ile yaptığı görüşmede de devletinin teklifini hükümdara ilettikten sonra Ayestefanos Antlaşması’nın Devlet-i Aliyye’nin zararına olduğunu, İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne yardım etmek istediğini, bunun olabilmesi için de Malta ve Londra’dan donanma için araç gereç gönderilmesi gerektiğini ve bunların depolanması için Kıbrıs Adası’nın idaresinin geçici olarak İngiltere’ye bırakılmasını arz etti..

Osmanlı Devleti bu teklife karşı çıksa da İngiltere’nin “Ayestefanos Antlaşması’nı olduğu gibi bırakma” tehditleri sonucunda kabul etmek zorunda kaldı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Salisbury, 23 Mayıs 1878’ de Osmanlı’ya resmen başvurup Kıbrıs’ın İngiltere’ye verilmesini istedi. Osmanlı Dışişleri Bakanı Saffet Paşa, İngiltere’ye itiraz edince İngiliz yetkili tarafından diplomatik olarak tehdit edildi. İngiltere ile Osmanlı arasında 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan anlaşmaya ek olarak 1 Temmuz 1878 de bir anlaşma daha imzalandı. 6 maddelik anlaşmaya göre; Kıbrıs’ta bir dini mahkeme ile evkaf idaresi bulunacaktı. Osmanlı, Kıbrıs’ta padişaha ait olan taşınmazları serbestçe satabilecekti. İngiltere her yıl Osmanlı’ya 22 bin 936 kâse altın ödeyecekti. Anlaşmanın en önemli maddesi olarak 6. madde görülmekteydi. Buna göre Rusya, Osmanlı’dan aldığı Kars’ı ve diğer yerleri Osmanlıya iade edecek olursa İngiltere’de Kıbrıs adasını boşaltacak ve 4 Haziran 1878 anlaşması yürürlükten kalkacaktı.

Böylece 1960 yılına kadar sürecek olan Kıbrıs’ta İngiltere hâkimiyeti başlamış oluyordu. Söz konusu olumsuz durum Kıbrıslı Türkleri derinden etkilemiştir. Dolayısıyla Kıbrıs’ın İngiltere’nin idaresine girmesiyle birlikte bir kısım Kıbrıslı Türk adadan ayrılarak Türkiye’ye göç etmiştir. 1914 yılına kadar adayı mülkiyeti Osmanlı Devleti’nde olmak üzere idare eden İngiltere, 5 Kasım 1914 tarihinde ise Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na kendisinin aleyhine girdiği için Kıbrıs adasını ilhak ettiğini bildirir. Bu karar üzerine Osmanlı Devleti’nin bir şey yapamaması sonucunda ümitsizliğe kapılan birçok Kıbrıslı Türk adadan ayrılmıştır. İngiltere 1915 yılında ise adayı kendi yanında savaşa dâhil olması şartıyla Yunanistan’a teklif etti. Ancak savaşı Almanya’nın kazanacağını düşünen Yunanistan bu teklifi kabul etmez. Yunan hükümetinin I. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru savaşa kendi lehine dâhil olmasına karşın İngiltere adayı Yunanistan’a vermekten vazgeçmiştir. Bu arada ilgili dönemde adada, Rumların Enosisçi faaliyetlerine karşın Kıbrıslı Türkler de adanın Türkiye’ye geri iade edilmesi yönünde faaliyet göstermekteydiler.

16 Mayıs 1878

Türkiye ile İngiltere arasında bir savunma paktı imzalanması projesini İngiliz Kabinesi 16 Mayıs 1878’de onaylıyor; aynı gün kaleme alınarak İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Mr. Layard’a gönderilen yazıda şöyle anlatılıyordu:

“İki koşul gerekli görülüyor: savunma paktımızın herhangi bir değeri olabilmesi için, içişlerimizdeki ayrılıklar bizi engellememeli; Asya’da uyanık davranarak yardımda bulunabilmemiz için bize her çeşit kolaylık gösterilmelidir. Birinci amacı yerine getirebilmemiz için, Bâbıâlî, Asya’daki Hıristiyanların iyi biçimde yönetilecekleri konusunda antlaşmada (Aya Stefano) Rusya’ya verilen güvence gibi bize güvence vermeli ve bu yerine getirilmez ve suistimal olursa, Bâbıâli’ye öğüt vermek veya onu kınamak için bize özel ayrıcalık hakkı tanımalıdır. İkinci amacı gerçekleştirebilmemiz için, Bâbıâlî bize Kıbrıs’ı işgal yetkisi vermelidir. Kıbrıs’ın işgalimizde bulunması, Anadolu ve Suriye’ye yakınlığı bakımından çifte yararlı olacak; açıktan açığa düşmanca davranışta bulunmadan ve Avrupa’nın barışını bozmadan, savaş gereçlerini ve gerekirse Anadolu ve Suriye’deki askerî harekât için gerekli askerleri bir yerde toplamamıza yardımcı olacak; öte yandan, ana topraklar üzerinde bize üs verilmesinin öteki devletler arasın da yaratacağı kıskançlığa yol açmayacaktır.. Kıbrıs’ı Bâbıâlî’ye karşı düşmanca davranışlarda veya Türkiye’nin bölüşülmesine yol açacak bir biçimde kullanacak değiliz. Onu, Asya imparatorluğunu Rusya’ya karşı savunmayı üstlendiğimiz anlaşmanın çerçevesi içinde işgalimizde bulunduracak; bunun, Rusların Ermenistan’daki istilâlarının bir sonucu olduğunu; Rus saldırganlığı sona erer ermez, savunma paktımızın ve Kıbrıs’ı işgalimizin sona ereceğini kesinlikle şart koşacağız”.

23 Mayıs 1878

Layard, Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa ile bu konu hakkında yaptığı görüşmede; Ayestefanos Antlaşması’nın İngiltere tarafından yok sayılarak Türkiye’nin lehine bir anlaşma hazırlanacağını, Rusya’nın Kars, Ardahan ve Batum dışında başka bir yeri işgal etmeye kalkışması hâlinde İngiltere’nin bunu engelleyeceğini ifade ederek bunların karşılığında Doğu’da Hristiyanlar için ıslahat yapılmasını ve Kıbrıs Adası’nın idaresinin İngiltere’ye verilmesini istedi….

23 Mayıs 1878

23 Mayıs 1878’de İngiliz Büyükelçisi Henry Layard, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Salisbury’in talimatıyla Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa’yla yaptığı bir görüşme esnasında İngiltere’nin Kıbrıs Adası’yla ilgili niyetini açıkça ortaya koydu. H. Layard, Kıbrıs’ın idaresinin İngiltere’ye verilmesi ve Osmanlı tabiiyetindeki Hristiyanlara yönelik bir ıslahat programını kabul etmesi karşılığında Ayastefanos Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nin çıkarları doğrultusunda yardımda bulunmayı teklif etti. İngiliz Büyükelçisi, yapılan teklifin Osmanlı Devleti tarafından olumlu karşılanması durumunda İngiltere’nin, Rusların Kars, Ardahan ve Batum dışında herhangi bir yeri işgaline müsaade etmeyeceğine dair söz verdi.

23 Mayıs 1878

İngiltere, İstanbul’daki Büyükelçisi Henry Layard vasıtasıyla 23 Mayıs 1878’de Osmanlı Devleti’ne verdiği bu ültimatomda; Kıbrıs’ın işgal ve idaresinin kendisine verilmesini istemiştir. Kıbrıs’ın İngiltere’ye verilmemesi durumunda ise Osmanlı Devleti’nin parçalanabileceği tehdidinde bulunmuştur.

25 Mayıs 1878

İngiltere, Osmanlı Devleti’ne verdiği 48 saat süreli bir ültimatomla Kıbrıs’ın işgalini, yönetimin İngiltere’ye bırakılmasını öngören bir antlaşma teklif etti. Ayrıca Padişah (II. Abdülhamit) bu antlaşmayı kabul etmezse, Rus ordularının geri çekilmesi, Bulgaristan’ın Balkanların gerisine atılması yolunda Berlin’de sürdürülen görüşmelerin hemen kesileceği, dolaylısıyla İstanbul’un işgal edileceği ve Osmanlı. İmparatorluğu’nun da paylaşılacağı tehdidini ileri sürmekteydi. Güçsüz ve çaresiz durumda bulunan Osmanlı Devleti, İngiltere’nin bu şantaj tehdidi karşısında Kıbrıs’ın elden çıkmasını “ehveni şer” görerek İngiltere’nin bu teklifine boyun eğdi.

4 Haziran 1878

Osmanlı Devleti’ni temsilen Hariciye Nazırı Safvet Paşa, İngiltere’yi temsilen Büyükelçi Henry Layard arasında Rusya’ya karşı yapılan Osmanlı İngiliz ittifak anlaşmasının Yıldız Sarayı’nda imzalanması. Bu anlaşmayla Kıbrıs’ın hükümranlık haklarının geçici ve şartlı olarak İngiltere’ye bırakılması,

4 Haziran 1878

Padişah Abdülhamit’le İngiltere yönetimi arasında imzalanan “Kıbrıs Konvansiyonu” (Cyprus Convention) olarak anılan Savunma Antlaşmasının I. maddesi şöyle idi:

“Batum, Ardahan, Kars veya bunlardan herhangi biri Rusya tarafından (Türkiye ye) geri verilmezse ve Rusya, Haşmetlû Padişahın Asya’da kesin Barış Antlaşması’ nca saptanan ülkelerinden bir bölüğünü bile ileride herhangi bir tarihte ele geçirmek deneyinde bulunursa, İngiltere, bu ülkeleri silâh gücüyle savunmada Haşmetlû Padişaha yardımda bulunmayı üstlenir. Buna karşılık olarak, Haşmetlû Padişah, yönetimde gerekli devrimleri daha sonra iki Devlet arasında anlaşmaya varılacağı biçimde uygulayacağı ve Bâbıâli’nin söz konusu bölgelerdeki Hıristiyan ve öteki uyruklarını koruyacağı yolunda İngiltere’ye söz verir. Haşmetlû Padişah, ayrıca, İngiltere’nin kendi üstlenmelerini yerine getirmesi için gerekli ölçemleri (tedbir) alabilmesi için, Kıbrıs Adasının İngiltere’ce işgal edilerek yönetilmesini kabullenir”.

4 Haziran 1878

«Kıbrıs Antlaşması» olarak bilinen Kıbrıs Antlaşmasına, belki Kıbrıs’ın İngiltere’ye bırakılmasında daha önemli şu cümle de konmuştu: «Bu mukabele Zatı Padişah-i dahi Anadolu kıtasında bulunan Hıristiyan ve sair tebaanın iyi idare ve korunmaları hakkında devletin (İngiltere ve Osmanlı devleti) arasında sonradan kararlaştırılacak lüzumlu ıslahatı yapacağını İngiltere devletine vaat eder.»

Bu tek cümle, İngiltere’nin Ermeni işine el atmasının en önemli hukuki dayanağı oldu. Gerçi burada açıkça Ermeni adı geçmiyordu. Anadolu’da yaşayan «Hıristiyan ve sair tebaa» deniyordu. Ama Doğu Anadolu’da yaşayan Hıristiyanlar denince Ermeniler anlaşılıyordu. Padişah – Ermenilerin «iyi yönetilmesi ve korunması» için «reform» yapmaya söz veriyordu. Yapılacak reformlar İngiltere ile Babı-ali arasında sonradan kararlaştırılacaktı. İlk bakışta reform sözcüğü masum bir sözcüktür. Kim istemez reform yapılmasını? Ama, İngiltere’nin Doğu Anadolu’da yapılmasını istediği «reform» dan ne anladığı ilerde yavaş yavaş ortaya çıkacaktı. Bundan böyle İngiltere de Osmanlı Ermenilerini diline dolayacaktı. Ama bunu Ermenilerin çıkarlarını düşündüğü için yapmayacaktı.

4 Haziran 1878

Anlaşma uyarınca taraflar, Rusya’ya karşı ortak hareket ve karşılıklı yardım konularında uzlaştılar. Ancak bu anlaşmayla Osmanlı Devleti, İngiltere’den umduğunu bulamadığı gibi Kıbrıs’ın idaresini de onlara teslim etmek zorunda kaldı. İngiliz idaresine girmesinin ardından Kıbrıs adası, kısa sürede Ermeni isyanlarına hizmet eden bir üsse dönüştü.

4 Haziran 1878

Böylece İngiltere, hem Süveyş Kanalı’nı ve hayatî önem taşıyan Hindistan yolunu korumak açısından âdeta savaş gemisi niteliği taşıyan adayı ele geçiriyor hem de Ermeni konusunu kendi menfaatleri için kullanarak uluslararası siyasetin malzemesi hâline getiriyordu.

Bu dönemde Fransa ve Rusya güçlü ekonomiye sahip devlet olarak Pasifikte ve Yeni Dünya’da gitgide görünürlüğünü arttırıyordu. Fransa ve Almanya’nın Afrika’da yayılmacılık faaliyetleri Osmanlıyı tedbir almaya yöneltti. Rusya’nın da Asya’da izlediği yayılmacılığa karşı kendi pozisyonunu güçlendirmek için harekete geçti. Berlin Anlaşması öncesinde İngiltere, Kıbrıs’ın kendisine verilmesini şartıyla kongrede Osmanlı’ya yardım edeceğini bildirdi. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla Doğu Akdeniz’in önemi daha da artmış olmasıyla beraber İngiltere Kıbrıs ve Mısır vilayetlerini ele geçirerek Doğu Akdeniz’de egemen olmak istiyordu. İngiliz Başbakanı Disraeli, Kraliçe Victoria’ya göndermiş olduğu 5 Mayıs 1878 tarihli mektupta şu ifadeyi açıkça kullanmıştır. ‟Kıbrıs Batı Asya’nın anahtarıdır.” diyordu.

8 Haziran 1878

Akdeniz’de stratejik bölgeleri incelemek ve hükümete bir rapor sunmak amacıyla Ekim 1876 tarihinde İstanbul’a gönderilen Albay Robert Home, araştırmaları neticesinde hazırlamış olduğu 08.06.1878 tarihli raporunda: “Her kim Kıbrıs’ı elinde tutarsa, İskenderun’u da tutar, kısacası Kıbrıs İskenderun’u verir” şeklinde bir sonuca varmıştır. Albay Home’un Kıbrıs ile İskenderun arasında bir bağlantı kurmasının nedeni, İngiltere’nin başından beri Akdeniz’deki konumunu güçlendirmek için, gerek tatlı su kaynaklarına yakınlığı gerekse de uygun limanından kaynaklanan askeri ve ticari öneminden dolayı, İskenderun’u almak istemesidir. Ancak İngiltere Hükümeti çeşitli kaygılardan dolayı İskenderun’u alma fikrinden vazgeçip Kıbrıs’a yönelmiş ve Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarını Rusya’ya karşı korumak şartıyla 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan ittifak antlaşmasıyla Kıbrıs’ı, Ada’nın hükümranlık hakkı Osmanlı Devleti’nde kalmak kaydıyla, idaresine geçirmiştir.

Temmuz 1878

Kıbrıs’ın idaresi 15 Temmuz’da resmen İngiltere’ye devr edilmiş ve 22 Temmuz’da ada genel valisi olarak Sir Grand Wolesley, Kıbrıs’a gelmiştir. Bu sırada Kition Piskoposu Kyprianos, Rum toplumuna şöyle hitap ediyordu; “Adadaki Hükûmet değişikliğini kabul ettiğimiz kadar İngiltere’nin Kıbrıs’ı tabiî bağları olan anavatan Yunanistan’la birleştirmek için kolaylık göstereceğine itimatımız vardır.” Öyle anlaşılıyor ki, Ada için yapılan anlaşma, daha uygulanmasının başında “Enosis” cereyanı uyandırmıştı. Tehlikeyi sezen Layard, Salisbury’i daha Ağustos 1878 başında uyarmaya başlamıştır;

“Bana öyle geliyor ki adanın nüfusunu Rumların değil, Müslümanların lehine çoğaltmakta fayda vardır. Baring, bana yazdığı mektupta Türklerin yeni idareyi kabule hazır ve sulhsever uyruklar olacaklarını, Rumların ise Adanın İngiltere’ye verilmesinden memnun kalmadıklarını belirtmektedir. Rumlar, Türkleri her şeyden mahrum etmek hattâ adadan sürmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Adadaki bütün toprakları ellerine geçirmek için entrika çevirecekler ve amaçlarına ulaşınca Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini sağlamak yoluna gideceklerdir… Dolayısıyla çok sayıda Türk ailesinin adada yerleşmesini te’mîn için ortaya güzel bir fırsat çıkmıştır ve onlar derhal tarım sektöründe çalışmaya başlayabilirler.

Layard, bunun için 93 Savaşında İstanbul ve dolaylarına sığınmış bulunan Rumeli göçmenlerinin Kıbrıs’ta yerleştirilmesi çarelerini aramakla gerçekten çok isabetli bir yol takip ediyordu. Ancak, Bâbıâlî’nin elinde bu mültecileri Kıbrıs’a gönderecek ve yerleşmelerini sağlayacak bir fon yoktu. Hazine her zamanki gibi bomboştu. Elçi 1878 kışında İngiltere’deki hayırsever cemiyetler tarafından bu mülteciler için toplanmış paradan faydalanmak istiyordu. Hattâ bu kumpanyayı yürütmek üzere daha önceden muhacirlere yardım maksadıyla İstanbul’a gelmiş bulunan rahip Hanson’un, Kıbrıs’a gidip onların yerleşmeleri işini yönetmesini dahi düşünüyordu. Ancak elçinin bu iyi niyetleri akim kaldı.

Layard’a göre, Gladstone iktidara geldiği anda, adayı Yunanistan’a teslim edecekti. Dolayısıyla şimdilik uygulanacak siyâset, Müslümanları ada idaresinde görev almaya teşvik, okullarını çoğaltmak için yardım ve hiç olmazsa 1.000 kişilik bir muhacir grubunun bazı toprakları sürmek üzere adada yerleşmesini sağlamaktı. Bu hususta Londra çekimser kalmıştır.

XIX. yüzyılın başlarında İngiltere’nin politikası, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bir siyaset izlemekle beraber bunun mümkün olamadığı durumlarda devleti parçalamak yerine, bağımsızlık isteyen toplumlara özerklik vermek suretiyle bağlı devletçikler oluşturmak şeklindeydi.

Nitekim Yunan isyanında Osmanlı Devleti’ne muhalif olan İngiltere’nin bu tutumunu, devrin İngiliz Başbakanı Stratford Canning “İngiltere’nin bu tavrının Rusya ile bağdaşmak olmadığı, bağımsızlığını kazanacağı muhakkak olan Yunanistan’ın Rusya’ya borçlu olması yerine Akdeniz’de kendilerine dost bir devlet olan İngiltere’ye borçlanmasının daha doğru olacağı…” şeklinde değerlendirmiştir.

5 Kasım 1914

1914 yılına kadar adayı mülkiyeti Osmanlı Devleti’nde olmak üzere idare eden İngiltere, 5 Kasım 1914 tarihinde ise Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na kendisinin aleyhine girdiği için Kıbrıs adasını ilhak ettiğini bildirmiştir.

30 Aralık 1918

Yunanistan 30 Aralık 1918 tarihinde İngiltere’den Kıbrıs Adası’nı kendisine vermesini ilk kez istemiştir. Ayrıca Enosis hareketini yeni nesillere aşılamak amacıyla Kıbrıs’ta Yunan kilisesi, Patrikhane ve Yunan Hükümeti yıllarca kilise ve okulları kullanmışlardır.

1925

İngiltere Crown Colony yani Taç Kolonisi olarak Sömürge Vali sistemi uygulanmaya başlandı. İngilizlerin bu oldubitti tutumundan kötü anlamda en çok Kıbrıs Türkleri etkilenmiştir. İngiliz yönetiminin ‘böl-yönet’ sistemi adada yaşayan Rumlara daha fazla imtiyaz tanımış ve her geçen gün Kıbrıs Türklerinin yasal ve milli hakları ellerinden alınmaya başlanmıştır.

1 Mayıs 1925

Sarayönü’nde Başpiskopos Kirilos, İngiliz Sömürgeler Bakanlığı’na hitaben Lefkoşa Kaymakamı Hart Davis’e şu protesto mektubunu gönderiyordu: “Adanın Helen halkının değişmez ve alev alev tutuşan arzusu, anavatan Yunanistan’la birleşmektir ve daima böyle kalacaktır.”

21 Mayıs 1925

İngiliz Sömürgeler Bakanlığı mektuba cevap verilmesini istedi. Ancak Vali adına, Bakanlık müsteşarı Başpiskopos’a 12 Haziran’da şu cevabı verdi: “Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi konusu, nihai şekilde kapanmıştır ve yeniden açılamaz.”

1 Ağustos 1928

Rumların, İngiliz Yönetimi’ne karşı istemleri bitmek bilmiyordu. Yine, 1928 yılında Enosis isteğiyle verdikleri bir muhtıraya 1 Ağustos 1928’de Sömürgeler Bakanı Amery’nin yanıtı “İlhak meselesi kapanmıştır” şeklinde oldu. Aynı tarihte Times Gazetesi’nde yayınlanan bir makalede şu hüküm yer alıyordu; “Kıbrıs ve Rodos’un Yunanistan’la birleşmesi fikri kaybolmaya mahkûmdur.”

20 Temmuz 1929

20 Temmuz1929’da İngilizlere bir muhtıra gönderdiler. Bu istemler, mecliste Rum çoğunluğunun sağlanması, Vali’nin yetkilerinin sınırlandırılması ve Enosis idi. Dönemin Sömürgeler Bakanı Lord Passfield, heyetle yaptığı görüşmede; “Enosis isteminin olanaklı olmadığını, diğer istemleri ise, hükümeti ile danışacağını” bildirdi.

28 Kasım 1929

Sömürgeler Bakanı Lord Passfield, tarihinde verdiği yazılı yanıtta ise; “Rum istemlerinde belirtilen konuların Kıbrıs’ta denenmesi için zamanın erken olduğunu, Kıbrıslıların idari kontrol için olanak duyulan yeterliliğe ulaşamadıklarını, Kıbrıs’ta gereksinim duyulan konunun, politik tartışmalardan çok sıkı bir çalışma olduğunu” belirtti.

23 Temmuz 1930

1930 Mayıs ayında, Yunanistan’ın Türklerden bağımsızlığını alışının 100. yıl dönümü kutlamalarını fırsat bilen Rumlar, Kilise’nin önderliğinde taşkınlıklar yaptılar. 500’e yakın imza toplayarak, “Kıbrıs’ın tüm Rum nüfusunun Yunanistan’la birleşme kararını” bildiren bir dilekçe mektubunu İngilizlere gönderdiler. 23 Temmuz 1930’da Lord Passfield, Rum mektubuna şu cevabı verdi; “Daha önce söylediklerime bir ekleme yoktur. Majestelerinin hükümeti Kıbrıs’ın Yunanistan’a bırakılması isteğine boyun eğemez” diyordu.

1931

1931 tarihi ise Kıbrıs siyasi tarihinde önemli bir mihenk taşıdır. Hatırlanacağı gibi, İngiltere, Birinci Dünya Savaşı sırasında Yunanistan’ı kendi safına çekmek için Kıbrıs’ı Yunanistan’a bırakacakları sözünü vermişti. İngilizlere pek te güvenmeyen Rumlar, Yunanistan ile çok yakın ilişkiler kurmaya başladı. Rum Ortodoks Kilise’nin önderliğinde İngilizlere karşı Yunanistan’a ilhak için ilk fiili ayaklanma 1931’de meydan geldi.

Şubat 1931

Vali Storrs, 1931 yılı Şubat’ında Londra’ya gönderdiği gizli mesajında, adadaki Enosis eylemleriyle Yunanistan’ın ve Kıbrıs’taki Yunan Konsolosunun organik bağı bulunduğunu bildirmişti (Gürel, 1984, s.119). Gerçekten de, 1931 ayaklanmasının önderliğini, Rum Ortodoks Kilisesi ile adadaki Yunan Konsolosu üstlenmişti. Kıbrıs’ta bundan sonra yer alacak olan Enosis amaçlı ayaklanmalarda önderliği yine Kilise ile Yunan konsolosları yapacaktı. Başka bir deyimle, Enosis etkinliği, içeride Kilise tarafından, dışarıda da Yunanistan tarafından “üstü kapalı” olarak desteklenmekte ve denetlenmekteydi.

Ağustos 1931

Rumların isyan hareketleri sadece 1931 yılının ürünü değildi. Enosis faaliyetleri 1878’den beri devam ediyordu. Her türlü propaganda ve kışkırtmaları yaptılar ancak bu denli büyük çapta şiddet içeren kalkışma 1931’de oldu. Her şeyden önemlisi Kilise’nin önderliğindeki bu kalkışma, Rumların Enosis’i gerçekleştirmek için hiç çekinmeden terör, tedhiş ve kanlı eylemleri gözlerini kırpmadan yapabileceklerini gösterdi. Öte yandan hem içten hem de dıştan her türlü kışkırtmalara da açık bir toplum oldukları ortaya çıkmış oldu. Özellikle de Yunan Konsolos Kyrou’nun görev yaptığı sürede, Kıbrıs’ta Enosis’i yaymak için Yunanistan’dan bazı kişiler gelmiştir. Üç Yunan subayı Ağustos 1931’de adaya gelerek Başpiskopos ve Kyrou ile görüşerek yanlarında getirdikleri bir takım propaganda yayınlarını dağıttılar.

Ağustos 1931

Her ne kadar bir takım çevreler 1931 isyanını ekonomik nedenlerle ilişkilendirse de, gerçekte yatan sebep Rum Ortodoks Kilise’si ve din adamlarının liderliğinde on yıllardır devam eden Enosis faaliyetleridir. Rumlar ilkokul çağından beri bu ülkü uğrunda yetiştirilmişlerdir. İngiltere Maliye Bakanlığı, 1931 yılı Temmuz’unda yaptığı bir açıklamayla, “Kıbrıs geliri artıklarının Osmanlı borcunun ödenmesinde kullanılacağını” bildirdi. 1931 yılı Ağustos’unda ise, İngiliz Hükümeti, Kıbrıs halkına uygulanmak üzere yeni bir vergi yasasını yürürlüğe koydu.

9 Eylül 1931

“Gümrük Vergi Yasa Tasarısı” bir fark oyla onaylanmadı. Ancak Vali, 11 Ağustos 1931’de İngiltere üzerinden “Kraliyet Konsey Kararı” (Order in Council) çıkartarak bu tasarıyı kanunlaştırdı. 9 Eylül’de bu kararın adada açıklanmasından sonra, İngiliz yönetimine karşı oluşan direnişin süreci de keskinleşerek hız kazandı. Kraliyet Konsey Kararı ile Kıbrıs Yasama Meclisi’nin almış olduğu kararın engellenmesini, Kıbrıslı Rumlar dışarıdan ve doğrudan halk iradesinin çiğnenmesi olarak algıladı. Zaten uzun yıllardan beri İngiliz yönetimini Yunanistan’a ilhaka en büyük engel olarak gören ada Rumları bunu fırsat bilerek mevcut yönetime başkaldırdı.

18 Ekim 1931

Yasama Meclisi üyesi ve Kitium Piskoposu Nikodemos Milonas 11 Eylül’de Limasol’da yaptığı konuşmada “Kıbrıs halkının İngilizlere vergi vermemesini” söyledi. Böylelikle isyanın ilk kıvılcımı atılmış oldu. Bu açıklamanın ertesi gününde, Meclis’in Rum üyelerini Piskoposluğun Trodos Dağlarında yer alan Saita’daki dinlenme tesislerine davet etti ve bir manifesto hazırlamaya başladı. 17 Ekim’de bir araya gelen Rum Meclis üyeleri Milanos’un hazırladığı manifestoyu kabul ettiklerini açıkladılar. Bir hafta sonra tekrar bir araya geleceklerini, eğer her hangi bir değişiklik olmazsa ise topluca Meclis üyeliklerinden istifa edeceklerini belirttiler. Milonas 18 Ekim’de ise rahipler ve milli örgüte mensup Rum militanları ile “Ulusal Radikalist Birliği”ni kurdu ve Phaneromeni Kilisesi önderliğinde tek başına Enosis çağrısında bulunarak “selametimiz ancak anavatan Yunanistan’la birleşmekle sağlanacaktır” diye bir açıklama yaptı. Yasama Konseyi’nin Rum üyeleri de istifa ettiler.

Milonas’ın Vali Storrs’a gönderdiği manifesto ile Yasama Meclisi üyeliğinden istifa ettiğini bildirdi. Ayrıca, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak ettiklerini bildiren bir mektubu basına dağıttı. Larnaka’da ise aynı gün halka şu konuşmayı yaptı; “Bu ülkenin yararı için ülkede uygulanan yasalara saygılı olmamalıyız. İngiltere’nin bir donanması vardiya korkmayınız. Hepimiz ilhak için çaba göstermeli ve gerekirse bu uğurda kanımızı akıtmalıyız.” Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi isyanı temel nedeni ekonomik değil, ilhak amacı güden siyasi bir isyandır. Manifesto şu şekildedir;

“53 yıllık İngiliz işgali en açık şekilde kanıtladı ki,

a.) Köleleştirilmiş halklar tiranların duygularına hitaben dualarla, yalvarma, yakarma ve rica ile kölelikten kurtulup, hürriyete kavuşamaz.

b.) Tiranlara yanıt, onlara saygı göstermeyerek karşı koymak ve azametle, gururla davranmaktır.

c.) Her yönden kurtuluşumuz, ulusal özgürlüğümüzle mümkün olabilir. Gideceğimiz tek yol vardır. Bu yol dardır, acılarla doludur, fakat kurtuluşa götüren yoldur. Günün ışığı içinde ilhak bayrağını çekecek ve bu bayrağın altında tek vücut halinde birleşip tüm ayrılıklarımızı bir yana bırakacak ve ulusal kurtuluşa kavuşup anavatan Yunanistan ile birleşmek için her türlü öz veride bulunup her vasıtaya başvuracağız. Misolongi ve Arkadi katliamları karşısında büyük ve başarılı kahramanlıklar göstermiş bir ırkın çocukları olarak bizi zaferin başarı zirvelerine ulaştıracak olan yolumuzda duraklamayalım”

Piskopos Milonas’ın valiye gönderdiği mektup şöyledir; “Bir meclis üyesi olarak, Kral George’a sadakat andı içtim. Bir din adamı ve ulusal bir lider olarak, bugün, Kral George’un zorunlu olarak tebaası bulunan Kıbrıslılara, çiğnenen insan haklarımızın dikte ettiği itaatsizliği ve boyun eğmemeyi tavsiye etmeyi sorunlu saymaktayım. Bundan böyle, her yere giderek vatandaşlarıma, gayrimeşru otoritenin yasal olmayan kanunlarına karşı yasa dışı bir direniş göstermeleri için çağrı yapmak görevim olacaktır. Kıbrıs’ın anavatan Yunanistan’a ilhakını ilan ediyoruz ve bu kararın erken zamanda uygulanabilmesi için insanın yapabileceği her şeyi yapacağımızı, Tanrı’nın ve adaletin de kaba kuvvete karşı bu haklı mücadelede bizi destekleyeceğine güvenerek ilan ediyoruz.”

22 Ekim 1931

Canlarını zor kurtaran Vali Storrs ve ekibi, derhal Mısır’daki İngiliz askeri komutanlığı ve Akdeniz İngiliz donanmasından acil takviye kuvvet ile uçak gemisi ve kruvazör talep etti. İngiliz Sömürgeler Bakanlığı’na da telgraf çekerek olaylar hakkında bilgi verdi. İngiliz yönetimi önlem olarak, bütün telgraflara sansür getirdi, halkın akşamdan sabaha kadar sokağa çıkması, her türlü ateşli silah taşınması ve bulundurulması ve beş kişiden fazla kişinin bir araya gelmesi de yasaklandı. Kısacası olağan üstü hal ilan edildi. Hatta okullar ve Yasama Meclisi kapatıldı, iş hayatı durduruldu. Ancak bütün bu önlemler Kıbrıslı Rumlara engel olamadı, adanın birçok yerinde olaylar ve taşkınlıklar devam etti. 22 Ekim’de Mağusa, Limasol ve Larnaka’da eylemler devam etti.

9 Kasım 1931

Sürgüne yollananlar arasında Girne Piskoposu III. Makarios da bulunmaktaydı. Adada taşkınlıklar devam ederken, Yunanistan’daki Rumlarda İngiltere’nin Selanik Konsolosluğu önünde Enosis çığırtkanlığına devam ediyorlardı. Selanik’teki Türk Konsolosluğunun Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına ve bakanlığında, T.C. Başbakanlığa gönderdiği 9 Kasım 1931 tarihli bilgilendirme yazısında şu ifadeler yer alıyordu: “Hulasa Kıbrıs hadisatı münasebeti Selanik İngiliz Konsoloshanesi önünde yapılan nümayiş hakkında. Yüksek Başvekâlete; 29/10/ 931 günü, öyle üstü, milli fırkaya mensup birkaç yüz kişinin Selanik İngiliz Konsoloshanesi önüne iki defa gelerek Kıbrıs Rumları lehine nümayişte bulunduğu, mahiyeti meseleyi bilmeyen İngiliz konsolosunun balkona çıktığı lakin derhal içeriye kaçtığı, nümayişçilerin ise her iki defasında da polis ve jandarma kuvvetleri marifeti ile dağıtılmış olduğu mahalli mezkûr Konsolosluğumuzdan bildirilmiştir.. Arz olunur efendim Hazretleri… ”

13 Kasım 1931

Savaş gemileri eşliğinde takviye kuvvetler gelmişti, ancak olaylar Lefkoşa, Larnaka ve Baf’ta 24 Ekim’de de devam etti. Olayların çıkmasına neden olan elebaşlarının tutuklanmadan eylemlerin son bulmayacağına anlayan Sömürge yönetimi, başta Kitium piskoposu olmak üzere diğer elebaşlarını tutukladı. Ekim sonuna kadar hükümet, durumu tamamıyla kontrol altına aldı. Öncelikle, isyanın elebaşları olarak tutuklanan ve İngiliz zırhlılarında tutulan başta Kitium piskoposu olmak üzere 10 kişi, yaşam boyu sürgün cezası çekmek için, 3 Kasım tarihinde İngiltere ve Cibralta’ya gönderildiler. Ardından, “13 Kasım’da yürürlüğe giren ve Yasama Meclisi’nin kaldırılarak, yasa koymakla ilgili tüm yetkilerin veliye verildiğini” belirten “Kraliyet Konseyi Kararı (Order in Council)” yayınlandı. Ancak, zaman içerisinde görülecek ki, ne olağan üstü hal ne de elebaşlarının sürgüne gönderilmesi, Kıbrıs’taki Enosis faaliyetlerini durdurmadığı gibi, Enosis’in Kıbrıs dışında daha organize olmasına ve dışarıdan taraftar bulmasına neden oldu. Kitium piskoposu ve arkadaşları kamuoyu oluşturmak için “Kiliseler Eliyle Uluslararası Dostluk Birliği (The World Alliance for International Friendship Through the Churches)” gibi dini kuruluşlarla işbirliği yapacak, bazı liberal İngiliz aydınlarını ve politikalarını da etkilemeyi başaracaklardır.

29 Kasım 1931

Yunanistan, 1931 olaylarını çıkaranlara destek olmuş ve olaylar sırasında Yunanistan’da yoğun İngiliz karşıtı propaganda yapılmıştı. Ancak, Başbakan Venizelos verdiği demeçlerde, Kıbrıs sorununa Yunanistan’ın doğrudan karışmaya niyetli olmadığını, sorunun İngiltere ile Kıbrıslılar arasında olduğunu vurgulamaktaydı. Bu arada, Yunanistan’ın ikili bir oyun oynadığı açıkça görülmektedir. Venizelos hükümeti, bir yandan Kıbrıs’ı Yunanistan topraklarına katmak istemekte, öte yandan da, 1930’ların başlarında Doğu Akdeniz’de değişen dengeleri göz önüne alarak, dış politikasında İngiltere’ye eskiden daha çok dayanma gereksinimi duymaktaydı. Bunun içindir ki Venizelos, Kıbrıs sorunu nedeniyle, İngiltere ile arasında bir çatışma ortamının yaratılmasından kesinlikle yana değildi. Ancak şu husus göz ardı edilmemelidir ki, 1931 ayaklanmasının Yunanistan’ın Kıbrıs Konsolosu Kyrou tarafından desteklendiği saptanarak, Kyrou, adadan çıkartılmıştı. Öte yandan İstanbul Fener Rum Patrikhanesi de boş durmuyordu, T.C. İçişleri Bakanlığı’nın 29 Kasım 1931 tarihli raporunda konuyla ilgili aynen şunlar yazmaktadır:

“Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı hakkındaki son isyanla Fener Başpapazlığının da alakadar olduğu hakkında; Yüksek Başvekâlete; Yunanistan’a iltihak maksadıyla Kıbrıs Rumlarının çıkardıkları son isyan hareketinde, aynı zamanda İstanbul’daki Rum Ortodoks ruhani reisliğinin gizli faaliyetinin de müessir olduğu, aşağıya nakl olunan malumattan istidlal olunmaktadır. Atina’da senede bir defa çıkan ‘Megas Engiglopedikos Kazamias’ unvanlı 1931 senesine ait takvimin 24’üncü sahifesinde müneccim gibi daha evvel zuhurunu bildirdiği hadisat mey anında bu sene Teşrinisani zarfında Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakına dair bir hareketin vukua geleceğini ve bu mey anda On İki Ada’nın da bu suretle ilhakına bir nümayiş yapılacağını yazmakla bu faaliyeti teyit etmekte ve aynı zamanda Atina’da münteşir ‘Patris’ gazetesinin 5 Teşrinisani (Kasım) 931 tarihli nüshasının birinci sahifesinde derce dilen bir resimde Rum Ortodoks ruhani reisinden sonra en büyük ‘Protosingelos’ rütbei-ruhaniyesine irtika ettirilen Sinot azalarından Alaşehir metrepolidi Maksimosun son Kıbrıs ihtilalını ihdas ve hareketi idare eden en mühim uzuvlardan milli şair Libertis ve müstafi mebus Lanitis ve Kıbrıs’ın Yunan Konsolosu Aleksi Kiro ve belediye reisi Hacı Pavlo arasında fotoğrafının bulunması son Kıbrıs isyanı ile Fener Başpapazlığının da alakadar olduğu kanaati takviye etmekte olduğunu arz eylerim efendim..”

1 Aralık 1931

Sömürge yönetimi çıkan olayların ardından baskısının dozunu arttırmaya başladı. Vali Storrs, Kraliyet Konseyi Kararınca verilen yetkiler ile 1 Aralık 1931’de üç yasa çıkardı. Bu yasalar “Bayrak, Kilise ve Çanlar ve Köy Yöneticileri” yasalarıydı. Bayrak yasasına göre konsolosluklar dışında her türlü yabancı bayrağın izinsiz kullanımı yasaklandı. Kilise........

© Turkish Forum