We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

LİBERALLER KEMALİST OLUYOR

2 0 0
18.09.2021

L İ B E R A L L E R K E M A L İ S T O L U Y O R

Prof. Dr. A N I L Ç E Ç E N

Her zaman olduğu gibi ,Türkiye son günlerde gene Kemalizm tartışmalarına sürüklendi ve bu doğrultuda bir çok insan hem yazılar yazdılar hem de konuşarak kamuoyu oluşturmaya çalıştılar . Türk devletinin kurucu önderinin ismi ile dile getirilen bu düşünce sistemi ya da ulus devlet modeli , zaman içerisinde orta dünyada bağımsız bir büyük devlet olarak ayakta kaldıkça ,ya da varlığını geliştirerek geleceğe dönük bir biçimde yol alarak hedefine doğru gittikçe , her zaman ilgi odağı olarak çeşitli siyasal tartışmaların tam da göbeğinde yer almaktadır . Aslında her devlet için bu yönde çeşitli görüşler öne sürülebilmekte ve bunlar üzerinden çeşitli tartışma konuları birbirini izleyerek öne çıkarılabilmektedir . Dünya tarihi incelendiği zaman her devletin ortaya çıkışı ve de gelişerek büyümesi ile birlikte , tarih sahnesinden geri çekilmesine kadar geçen zaman dilimleri ,farklı bölümler halinde ele alınarak tartışma konusu yapılabilmektedir . Dünya jeopolitiğinin tam merkezinde büyük bir devlet olarak ayakta kalabilmenin zorlukları ya da sorunları ,Türkiye’nin çeşitli dönemlerinde ortaya çıkarak hem gerginlik hem de tartışma konusu olabilmektedir . Bugün içinden geçilmekte olan zaman diliminde bu doğrultuda yeni sahnelerin ortaya çıkması ile benzeri tartışmaların yeniden gündeme geldiği görülmektedir . Bu konuları bilen ve izleyen toplum kesimlerinin bir anda ortaya çıkan tartışmalara kapılıp gitmesiyle ,Türk kamuoyunda yeni tartışma seansları birbirini izlemiştir .

Bu yazının başlığında belirtilen normal olmayan yeni durum ,son tartışma süreci içinde gündeme getirilmiş ve karşıt kesimlerin birbirine yönelik verdiği yanıtlar ile de devam ederek bugüne kadar gelmiştir . Türk toplumunu oluşturan çeşitli kesimler ya da grupların birlikte var olmasıyla Türkiye Cumhuriyeti bir çağdaş demokratik ülke doğrultusunda emin adımlar atarak ,yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini yavaş yavaş geride bırakmaktadır . Zamanın ilerlemesiyle birlikte çağdaş yapı ve koşulların da değişimi kendiliğinden gündeme gelmiştir . Yedi yüzyıllık bir imparatorluktan çağdaş bir ulus devlete geçerken ortaya çıkan siyasal kutuplaşmalar ve toplumsal gruplaşmalar ,Türkiye siyaset sahnesine uzun süreli bir yapılanma getirmiştir . Merkezi alanda bir sosyalist federasyon dünyanın altıda bir oranda topraklarını kuşatırken ,o dönemin koşullarına göre bir siyasal yapılanma kazanmış ve o dönemin koşullarından gelen yansımalar çizgisinde ,Türk toplumu içinde bloklaşma oluşumları siyasal doktrinler doğrultusunda ortaya çıkmıştır . Avrupa’dan ve batı dünyasından gelen rüzgarlar sayesinde liberalizm imparatorluğun son yıllarında siyaset sahnesinde etkisini göstermeye başlamıştır . Daha doğru dürüst bir demokratik ortama geçilmeden ve batılıların baskılarıyla liberalizm siyaset sahnesinde boy gösterirken , Türkiye’nin kuzeyindeki Rusya bölgesinden önce sosyalizm daha sonra da yeni bir devletler birliği kurulurken de ,komünizm farklı ideolojiler olarak ortaya çıkmıştır . Orta dünyanın kuzey yarı küresinde Avrupa ve Asya modelleri olarak liberalizm ve sosyalizm gündeme gelirken, güney bölgelerinden de Müslüman halk çoğunluklarına dayanarak siyasal İslamcı bazı yeni akımların öne çıkmasıyla ,liberalizm ve sosyalizm karşıt çizgide ama aynı zamanda da emperyalizme de karşı çıkmada bir araya gelen ,bazı ortak gelişmeler içine girdiği anlaşılmıştır . Balkan savaşları ile başlayan yeni dönemde ülkenin daha çok batı bölgeleri emperyalizme karşı direnerek bir ulusal kurtuluş savaşına yönelirken ,güneyden gelen siyasal İslamcılığa karşı ülkenin batı ve merkezi bölgelerinde bir ulusal kurtuluş savaşı ile birlikte ,yeni bir siyasal akımın ortaya çıkarak kendisini herkese hissettirdiği bir farklı durum ile karşılaşılmıştır . Ulusal kurtuluş savaşının doğal önderi olarak kendisini dünyaya kabül ettiren Atatürk’ün , daha sonraları Kemalizm olarak adlandırılacak olan düşünce ve ilkelerinin ,Türkiye Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olması yolunda , bütün kurtuluş savaşı katılımcılarının desteği ile güçlendirilerek , Osmanlı ahalisinin Türk ulusuna dönüşmesi ve bu yönde bir Türk ulus devleti kurulması gibi yeni adımlar ,birbirini izleyen çizgide bağımsızlık yapılanması doğrultusunda atılmıştır .

Günümüz dünya haritası içinde çok önemli bir merkezi konumda bulunan Türkiye Cumhuriyeti ,kurtarıcısı ve kurucusu Atatürk’ün izinden giderek cumhuriyetin yüzüncü yılına girerken Kemalizm Türk ulusunun ve devletinin ana çizgisi olarak daha derinleşmiş ve bugünkü siyasal yapının ortaya çıkmasında ana etken olmuştur . Yüzüncü yılına girerken Türkiye Cumhuriyeti bir çok dönemi geride bırakırken, uygulama alanına getirilen beş ayrı anayasal düzen içinde siyasal olarak varlığının devamlılığını sağlamıştır . Türk devleti siyasal kimlik kazanırken temel dayanak noktası Kemalizm olmuş , birbirini izleyen anayasaların giriş bölümlerinde belirtilen Atatürk ve cumhuriyet ilkeleri her zaman için Türkiye’ye yol göstermiş ve temel siyasal yapılanmanın biçimlenmesinde önde gelen bir ağırlığa sahip olmuştur . Türkiye Cumhuriyeti anayasasının giriş bölümünde ısrarla belirtilen bu maddelerden oluşan siyasal yapılanma ,Türkiye’de var olan devlet düzeni açısından her yönü ile yasal zemindeki meşruiyet arayışının ana kriterleri olarak değerlendirildiği için , Kemalizm bugünün Türkiye’sinde fazlasıyla önemli bir yere sahiptir . Türk siyasal rejimine sahip çıkanlar Kemalizm sayesinde yollarına istikrarlı bir çizgide devam ederlerken , Kemalizm karşıtı çizgide Türkiye’nin siyasal rejimi ile hesaplaşmaları olabilmekte , batıdan gelen liberalizm ve doğudan gelen sosyalizm ile birlikte güneyden gelen İslamcılık arasında merkezi Türk devleti sıkışıp kalmaktadır . Üç dünya arasında bir orta dünya devleti olarak öne çıkan Türkiye Cumhuriyeti ,Kemalizm çizgisinde kuruluş modeline sahip çıkarak her türlü saldırı ve siyasal senaryolardan kendisini kurtarmasını bilmiştir . Bu çerçevede Türkiye ve Atatürk kavramları arasında bir bütünleşme vardır . Türk kimliğine dayanan Türk ulus devleti Türkiye Cumhuriyetine dönüşürken ,geçmişten gelen yapılanmasını daha da güçlendirerek ve dışarıdan gelen siyasal tehditlere karşı önlem alarak kendisini savunmasını bilmiştir . En az Atatürkçüler kadar Atatürk düşmanları ya da karşıtları da Türkiye’nin bir Ata-Türkiye devleti olduğunu ,ulusal kurtuluş savaşı sonrasında Atatürk ile Türkiye’nin kucaklaşarak bütünleştiğini bilmek durumundadırlar . Atatürk ve Türkiye kavramlarının tıpkı Bolivya’da devletin kurucusu antiemperyalist siyasal önder olan Bolivar ile onun kurduğu devletin bütünleşmesi gibi , Türkiye ‘de de Atatürk ile birlikte Türkiye’nin bütünleşmesi Bolivya ile birlikte Venezuella devletinin de Bolivar cumhuriyeti olarak adlandırılmasını gündeme getirmiştir . Venezuella devriminin önderi olan Chavez devleti yeniden kurarken ve Venezuella Bolivar Cumhuriyeti adı ile yeniden örgütlerken, Bolivya ile birlikte Venezuella devletinin de ortak bir güney Amerika devlet modelinde bir araya gelmesini savunmuştur . Amerika kıtası güney ve kuzey olarak ikiye ayrılırken . kıtanın kuzeyinde Anglo-saksonlar , güneyinde de Spanik adı verdikleri İspanyol ve Portekiz kökenlilerden meydana gelen bir nüfus yapısına sahip bulunmaktadır . Kıtasal oluşum ve İspanyol asıllı halk tabanına dayanış gibi özel koşullar, Kuzey Amerika emperyalizmine karşı güney kıtasının mazlum uluslarının bir araya getirilmesini zorunlu kılmış ve bu yüzden İspanyol emperyalizmine karşı Bolivarcı bir anti emperyalist cephenin oluşturulması zorunluluk kazanmıştır . Simon Bolivar Güney Amerika kıtasındaki devletlerin hem kurucusu hem de kurtarıcısı olarak tarih sahnesinde yeniden öne çıkarken ,benzeri bir süreçten geçerek bugünün dünyasına çağdaş ve onurlu bir üye olarak katılmıştır . Ulus devletlerin kuruluş aşaması olan yirminci yüzyılda Bolivya, Venezuella gibi Türkiye Cumhuriyeti de ulusların ve ulus devletlerin çağında bağımsızlık statüsüne kavuşmuşlardır . Devletin kuruluşu aşamasında Türkiye daha ayrı bir yol izleyerek kurucu önderinin değil ama kurucu milletinin adı ile devletin kurulması daha uygun olarak görülmüştür . O nedenle Ata-Türkiye adı değil ama Türkiye adı devletin adı olarak karara bağlanmıştır . Bolivya’daki devlet ve kurucu önder isminin kucaklaşması modeli yerine , Türkiye modelinde ulusun ve devletin isimleri kucaklaştırılarak yeni bir ulus devlet kurulması yoluna gidilmiştir . Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa’nın emperyalist geçmişlerine karşılık , Türkiye ve eski Osmanlı ülkeleri antiemperyalist geleneğin temsilcileri olarak, emperyalizme karşı bir tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik düzeninin kurucusu olmaya çalışmışlardır . Güney Amerika ile Orta Doğu ülkeleri batı emperyalizminin değerlendirmelerinde bu gibi ortak özellikleri yüzünden aynı çizgide bir merkez çevre ilişkili jeopolitik konuma sahip olmuşlardır .

Dünya sürekli olarak değişirken her değişim kuşağının getirdiği yeni koşullarda , Orta Doğu birbirinden farklı koşulların dayatmaları ile karşılaşmış ve bu gibi kaypak zeminlerde bile Türk devleti Atatürk’ün devlet modelinden vazgeçmeyerek ve cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkarak , çağdaş uygarlık dünyasının onurlu bir üyesi olabilmek için elinden gelen her yolu denemiştir .Böylesine büyük bir özveri gösterilirken ,Türk milletinin onurlu üyeleri her zaman Atatürk’ün yanında olmuşlar ve onun ilkelerini ve devrimlerini çağdaş uygarlık hedefi doğrultusunda sonuna kadar savunmuşlardır .Ne var ki , Türkiye cumhuriyetini savaş döneminde kuran Osmanlı yapılanmasından dan geri kalan eski imparatorluk ahalisi , savaş yılları içinde batının emperyalist ordularına karşı savaşarak , yeni Türk devletinin başarıyla kurulabilmesi için çaba göstermiştir .Osmanlı sonrası dönemde eski Osmanlı topraklarında tüm emperyalist güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda gündeme getirdikleri plan ve projeler üzerinden ,merkezi alanda yeni bir siyasal yapılanmaya doğru gidilirken İngiltere ,Fransa ve Almanya gibi büyük devletlerin hesapları ve çıkışları gündeme gelmiştir . Silahlı savaş sonrasında batının emperyalist devletleri merkezi coğrafyayı kendilerine bağlamaya çalışırken ,Rusya gibi bir dev ülke bir devrim yaparak yeni siyasal ideolojisine dayalı bir sosyalist emperyalizm gündeme getirerek eski Osmanlı ülkelerini kendisine bağlamak istemiştir . Bu aşamada İngiltere öncülüğünde batı bloku cihan savaşını kazandığı için onların plan ve projeleri doğrultusunda sınırları çizilmiştir . Ne var ki , bu tür girişimler de sonuç vermeyince , Osmanlı nüfusu içinde yer alan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler geleceğin Orta Doğusu için kendi planlarını ortaya koyarak ayrıca batı ,doğu ve güney Anadolu bölgelerinde devlet........

© Turkish Forum


Get it on Google Play