menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aklımdan geçenler gönlüme düşenler (6)

36 0
17.07.2026

Bu yazının başlığını yazınca aklıma ilk olarak değerli sanatçımız Mustafa Yıldızdoğan'ın "Başımla Gönlüm" adlı eseri geldi:

"Başım dedi: Dinlen; gönlüm dedi: Koş!Başım dedi: Durul; gönlüm dedi: Coş!Başım yüreksizdi, gönlüm başıboş;Varlığım arada kaynadı gitti..."

Bu tür yazıları kaleme alırken benim de başımla gönlüm adeta birbiriyle yarışıyor. Biri aklın ve muhakemenin sesini yükseltirken, diğeri duyguların peşinden gitmek istiyor.

Bildiğiniz gibi sosyal medyada zaman zaman kaleme aldığım bu tür yazıları bir araya getirerek Türkgün'de "Aklımdan Geçenler, Gönlüme Düşenler" başlığı altında paylaşıyorum. Günlük siyasetin ve güncel gelişmelerin ağır atmosferinden biraz olsun uzaklaşabilmek için yazdığım bu satırlar, benim için sadece bir yazı değil; aynı zamanda duygu dünyamı dinlendiren, zihnimi tazeleyen ve içimde birikenleri okurlarımla paylaşma imkânı veren özel bir alan hâline geliyor. Diğer biriken yazılarda buluşmak dileğiyle…

SÜREÇLERDE SUSAN, SONUÇLARDA ÇOK KONUŞAN!

“Gibi” adlı popüler bir dizi vardı. Dizi final yapmış olsa da bölümleri sosyal medyada hâlâ sıkça karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde dizideki Yılmaz karakterinin İlkkan’a şöyle seslendiği bir kesit karşıma çıktı:

“... Olaylar yaşanırken hiç gıkın çıkmıyor. Süreçte hiç yoksun; sonuçlar üzerine konuşuyorsun. Sonuçlar üzerine herkes konuşur kardeşim, süreçler üzerine konuş.”

Hayatımızda böyle insan tipleri ne kadar da çok, değil mi? 

Verdiğin bir mücadelede yanında yoklar; müşkül bir anında yoklar; ihtiyaç duyduğun anda yoklar… 

Ama tam da dizideki gibi, süreçte yer almaz, sonuçlar üzerine ahkâm keserler.

Bu durum yalnızca kişisel meselelerle sınırlı değildir; toplumsal olaylarda ve cemiyet hayatında da benzer tavırlar sergileyen pek çok kişi vardır. Süreçlerin mücadelesini başkaları verir, yükünü başkaları taşır. Bu kişiler ise ortada görünmez; risk almaktan kaçınır, etliye sütlüye karışmaz, adeta birer hayalet gibi varlık gösterirler.

Çoğu zaman korkuları, menfaat kaygıları ve gelecek hesapları ağır basar. Bir gün dik duruş sergiledikleri ya da cesur bir adım attıkları görülmez. 

“Duyan olur, başımıza iş alırız.” endişesiyle meseleleri çoğu zaman kendi vicdanlarıyla bile konuşmaktan korkarlar. Ta ki kervan tersine döner, mayınlı alanlar temizlenir...

İşte o zaman bu karakterler ortaya çıkar; sonuçlara bakarak “Şunu ne yapacağız, bunu ne yapacağız?” diye yön tayin etmeye kalkarlar. Üstelik bunu çoğu zaman yanlış hedefler, kişisel takıntılar ve temelsiz analizler üzerinden yaparlar. Oysa herkes bilir ki süreçler yaşanırken hiçbirinin sesi çıkmamıştır.

Süreçlerde süt dökmüş kedi, sonuçlarda ise avını parçalamaya hazır bir aslan kesilmek... Sanırım tam da böyle bir çelişkidir bu.

Dik duranları, mücadele edenleri, korkusuz ve hesapsız davranabilenleri hep sevdim; sevmeye de devam edeceğim. Süreçlerde korkan, sinen, susan ve menfaatine göre konum belirleyen; sonuçlarda ise yüksek sesle konuşup konum kapmaya çalışanları ise sevmiyorum. Hiç de sevmeyeceğim...

YORGUNUM DOSTLAR, YORGUN…

Cemal Süreya’nın dediği gibi:

“Bazen sadece yorgun oluyor insan; ne küs, ne yalnız ne de âşık…”

Bazen öyle bir yorgunluk çöküyor ki insanın içine…

Bildiğin ama bir türlü tarif edemediğin cinsten.

Anlatacak çok şeyin var aslında.

Ama anlatmaya bile dermanın yok.

Dilin yorgun, yüreğin yorgun, düşüncelerin yorgun, duyguların yorgun…

Heveslerin, beklentilerin yorgun…

Peki bu derin yorgunluğu getiren ne?

Yağan kar mı, yağmur mu?

Esen rüzgâr mı, fırtına mı?

Ya o “kimsesizler yurdu”na dönmüş Gazze’deki mazlum çocukların hâli? (Görmek ve düşünmek çok yordu beni, çok…)

Ya kendi yurdumda gül yüzlü çocuklara kıyanların yarattığı travma ne olacak?

Yorgunum gerçek dostlarım, yorgunum…

İkiyüzlülükler mi, yalanlar mı, inkârlar mı, samimiyetsizlikler mi, vefasızlıklar mı?

Yoksa birbiri ardına gelen hayal kırıklıkları ve nankörlükler mi?

Yoksa yıllardır haklı olduğunu kabul ettirmek; gerçekleri, doğruları ve yaşananları tüm çıplaklığıyla göstermek için verdiğin o bitmek bilmeyen mücadele mi?

Haklı çıkacaklarıma ise şimdiden yorgunum…

Sahte dostluklar mı yordu beni?

Yoksa kalitesiz düşmanlar mı?

Menfaati için kılıktan kılığa girenler mi?

Bazen en yakınındaki yoruyor insanı, bazen de en uzağındaki…

Tarif edemiyorum ama iliklerime kadar işlemiş bir yorgunluk bu… 

Zafer kazanmış bir komutan edasıyla gezecekken, nedir bu yenilgi psikolojisi?

Şairin dediği gibi, “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer” midir benim hâlim?

Gelemiyorsam o yüzden…

Gidemiyorsam bu yüzden…

Susuyorsam bu........

© Türkgün