İki günde kaybettiklerimiz

Sadece iki gün içinde, okullarda yaşanan iki ayrı saldırıda hayatını kaybeden öğretmen ve öğrenciler. Yaralanan onlarca çocuk. Ülkemizin yüreğine çöken ağır bir sessizlik. Her evin içine sızan, gözyaşını bile sessizleştiren bir keder hali. 

Şimdi herkes hep birlikte neden böylesi bir acıyla muhatap olduğumuzu sorguluyor. 

Hemen ardından gelen bilinen refleks: Suçlu kim? Sorumlular kim?

Milli Eğitim Bakanlığı mı sorumlu?

Rehberlik ve psikolojik danışma servisi mi?

Yoksa daha başka sorumlular mı var?

Herkes birini işaret ediyor. Çünkü birini işaret etmek, gerçeğin ağırlığını taşımaktan daha kolay.

Oysa bu tür trajedilerde tek bir fail yoktur. Bu, tek bir kurumun, tek bir kişinin ya da tek bir ihmalin sonucu değildir. 

Bu, göz göre göre büyüyen bir sorunun, hep birlikte görmezden gelinen işaretlerin ve geciken müdahalelerin bir sonucudur.

Bir çocuk, okula silahla gelebiliyorsa burada sadece kişisel bir öfke patlamasından söz edemeyiz. 

Bir çocuk, yaşıtlarına ve öğretmenine kurşun sıkacak noktaya geliyorsa bu, sadece o anın değil, bir sürecin sonucudur. Görülmeyen, fark edilmeyen, denetlenmeyen ya da ciddiye alınmayan bir sürecin.

Okulları yalnızca bilişsel gelişimi destekleyen, akademik başarı sağlayan ve öğrencileri sınavlara hazırlayan kurumlar olarak görmek, eğitimin gerçek anlamını kavrayamamaktır. Çünkü okullar; çocukların duygusal olarak geliştiği, sosyal ilişkiler kurmayı öğrendiği, ahlaki değerlerle desteklendiği ve kişiliklerinin şekillendiği ortamlardır. Kısacası okul, çocuğun bir bütün olarak gelişimini sağlayan temel bir yaşam alanıdır.

Rehberlik ve psikolojik........

© Türkgün