*** Ortaçağ barbarlığının, modern düzlemde insanlığa dayatıldığı vahşi bir emperyalizmle karşı karşıyayız. Üstelik barbarlıklarını umarsızca sergilemekten çekinmedikleri gibi bir yandan da medeniyet sancaktarlığını yapıyorlar.

Tam yanı başımızda, insani müdahale yalanı ile işgal ederek, katliam yaptıkları bir ülke var. Dün bahsettiğimiz gibi Irak, çok ırak değil. Sınırlarımız bu barbar emperyalistlerin ürettiği terör mikroplarıyla dolu… Bu vandallık karşısında sadece izleyici olmamızı istiyorlar, sırasının gelmesini bekleyen uslu bir izleyici. Ne diyordu, İstiklal ile İstikbalimizi kavrayan milli sedamızda..? “Ben, ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım? Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmaz, taşarım!”

**Terör konuşlandırdıkları dağları yırtıp enginlere taşmıyor muyuz..? Bölgeye düşen gölgemizle, kabuslarını perçinlemiyor muyuz..? Şimdi Irak üzerinde, ABD’nin İran ile oynadığı ayak oyunu ve aba altından verdiği gözdağı, Türkiye’nin rüzgarını terse çevirebilir mi..? Yani başımızda peyda olan meselelerde, öncelikli söz sahibi Türkiye’dir! Artık iç meselelerle boğuşurken, dış meselelere karşı söz dinleyen basiretsiz bir Türkiye yok. ****Malesef ki Türk siyasi tarihi, kısa vadeli de olsa basiretsiz yöneticilere şahit oldu. Kudretli bir mazi içerisinde ufak bir kara leke olarak yazıldılar.**** Ancak o basiretsizliğin tadı, Batının damağında kalmış olsa gerek, cihana mührünü vuran Türk iradesini unutmuşlar. İşte içinde bulunduğumuz, bu dönem, kim olduğumuzu hatırlatıyor. Artık terörle oyaladıkları bir Türkiye yok. Teröre geçit vermezken, dış dünyaya karşı da atakta olan bir Türkiye var. Asırları aşan Türk Devleti’nin asırlık çınarı olarak; bu düzensiz düzene karşı, adaletsiz terazileri sarsan bir denge rolünü üstleniyor. Kartlar yeniden karılıyor, çünkü hatalı sistem çöküşe mahkum!

Aciz ve barbar bir emperyalizm ile uluslararası sistemi anarşikleştirerek kurulmuş düzensiz dünya düzeni, kör topal ilerleyerek Dünya’yı bir çıkmaza sürüklüyor. Lider Devlet Bahçeli’nin de grup konuşmasında ifade ettiği gibi “ 2. Dünya Savaşının ardından tesis ve tecelli eden uluslararası sistem mekaniğini, bir gemi metaforuna benzetecek olursak bu gemi her tarafından su almakta.” Batı merkezli barbar bir düzen, uluslararası sistemi kendine kilitliyor. Bu durumun farkına varmamak, kör dünyanın göbeğinde işleyen emperyalizmin bir dişlisi olarak sistemin çarkları arasında dönüp durmaktır. Bizler bu aciz sistemin çarkları arasında sıkışacak bir millet değiliz, emperyalizmin azılı dişlerinden biri olamayız. İşte en başta yazdığımız gibi, bu Türklüğe yabancı bir karakterdir. Batı artık, Türk milletinin hür zihninde tartışmaya açılmalı ve Batı merkezli akım ve fikirler bütünüyle vicdan muhasebesinde yargılanmalıdır… Çünkü bu kör, sağır ve aksak düzen içerisinde dik bir şekilde yürüyebilmek için bu sorgulamayı yapmak şart. Bir piyon olarak, Şah özgüveni ile ülke içerisinde, algı yönetiminin mezesi olmaktansa; Hür bir zihinde dünyaya bakıp da Türkiye’yi anlamaya çalışmalı… Dünya’ya bakıp “herkes ülkeyi terk etsin Batıda hayat var!” diyenler, zihinlerinin takılı olduğu ağlardan gerçeklerle sıyrılmalı. Gerçekleri görmek şu dönemde çok da güç değil çünkü… Bakınız; Amerika’da, hayallerinizi süsleyen New York’un göbeğindeki bir Sinegog; gerçekleri, insanlığın yüzüne tükürürcesine kustu. Değer yargılarını buluşturdukları, inanç çatısının altından, oluk oluk pislik aktı… Bebeklerin ve çocukların sapkın arzulara meze edildiği bir bambaşka bir dünya ile yüzleştik. İşte, batının dünyaya medeniyeti getirme iddiası karşısında, orta yere patlayan lağım gibi serilen bambaşka bir dünya… İddia edilen ve aslında olanın yüzleşmesi. Şimdi, yerin üzerinde farklı, altında farklı diyeceğiz ancak. Yerin üzerinde de pek farklı değil ki..? Masumlar kör dünyanın göbeğinde katlediliyor, arsızca … Terörist İsrail’in sergilediği barbarlığa dünya şahit oluyor. Bu vahşet tablosu, vicdanları sarsmıyor mu..? Medeniyet ve modernizim adı altında bir virüs gibi yayılan kötülüğü görmeyecek kadar bencilleştik mi..? Popüler kültürün favori arsızları, haline mi geldik..? İnsanlar sosyal medyada bir oksijen gibi beğenilerle yaşarken, insanlık boğuluyor. Farkında değil miyiz, içine çekildiğimiz kara deliğin..?

Dünya Batı’nın masalları ile uyurken, Türkiye tüm bu vahşet karşısında zalimin zalimliğini haykırıyor. Vicdanları diri olanların nezdinde inandırıcılığını yitiren bu küresel anarşik sistem, muhakkak ki haklı haykırışlarla yıkılacak. Ve o yıkımın ardından, cihana adalet ve huzuru getirecek olan merhametin eli dokunacak: Türk Devri. İşte Türk Devri arzusunun elzemliği budur. *** Cihana kurdukları kanlı satranç oyununda, barbar oyun kurucuları mat eden Şah olmak! Cihanda Türk olmak…

QOSHE - Kanlı satranç tahtasında şah olmak! - Mine Güler
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kanlı satranç tahtasında şah olmak!

14 1
19.01.2024

*** Ortaçağ barbarlığının, modern düzlemde insanlığa dayatıldığı vahşi bir emperyalizmle karşı karşıyayız. Üstelik barbarlıklarını umarsızca sergilemekten çekinmedikleri gibi bir yandan da medeniyet sancaktarlığını yapıyorlar.

Tam yanı başımızda, insani müdahale yalanı ile işgal ederek, katliam yaptıkları bir ülke var. Dün bahsettiğimiz gibi Irak, çok ırak değil. Sınırlarımız bu barbar emperyalistlerin ürettiği terör mikroplarıyla dolu… Bu vandallık karşısında sadece izleyici olmamızı istiyorlar, sırasının gelmesini bekleyen uslu bir izleyici. Ne diyordu, İstiklal ile İstikbalimizi kavrayan milli sedamızda..? “Ben, ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım? Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmaz, taşarım!”

**Terör konuşlandırdıkları dağları yırtıp enginlere taşmıyor muyuz..? Bölgeye düşen gölgemizle, kabuslarını perçinlemiyor muyuz..? Şimdi Irak üzerinde, ABD’nin İran ile oynadığı ayak oyunu ve aba altından verdiği gözdağı, Türkiye’nin rüzgarını terse çevirebilir mi..? Yani başımızda peyda olan meselelerde, öncelikli söz sahibi Türkiye’dir! Artık iç meselelerle boğuşurken, dış meselelere karşı söz dinleyen basiretsiz bir Türkiye yok. ****Malesef ki Türk siyasi tarihi, kısa vadeli de olsa basiretsiz yöneticilere şahit oldu. Kudretli bir mazi içerisinde ufak bir kara leke olarak yazıldılar.**** Ancak o basiretsizliğin tadı, Batının damağında kalmış olsa gerek, cihana mührünü vuran Türk iradesini unutmuşlar. İşte içinde bulunduğumuz, bu dönem, kim olduğumuzu hatırlatıyor. Artık........

© Türkgün


Get it on Google Play