Hey, amigooo!
Şimdi de amigo oldular. Taca atılınca oyuna dönecek cesaretleri olmadığından tribüne çıktılar.
İşin aslı, Siyasi Amigoluğu zaten çok iyi bildiklerinden, tribünlerde de pek yabancılık çekmiyorlar…
Nedir bu “tribün” olayı?...
Durun size anlatayım… Meselenin kökü Antik Roma’ya kadar uzanıyor. Bilirsiniz işte, M.Ö. 450’li yıllara…
Tribün, Latince kabile anlamındaki Tribe-Tribunus’tan geliyor. Siyasi ve sosyal olarak bölünmüş cemaatler desek de olur hani…
Vahşi Batının iğrenç dünyasında hayvanların insanları parçaladığı veya insanların birbirini doğradığı dönemlerde arenalarda seyirciler bu ayrıma göre oturabiliyorlardı. Statlardaki bu oturma bölümleri de biraz değişime uğrayarak daha sonraları tribün adıyla anılmaya başlandı…
Tribünler o vahşet manzaralarına bulundukları yerden galeyana gelerek ya alkış tutuyorlar ya da lanet yağdırıyorlardı. Roma İmparatorları için bu durum kitlelerin yönlendirilmesi ve uyutulması için muazzam bir buluştu. Asırlar böyle geldi ve geçti…
Sonraları Nazi Almanya’sı yeniden keşfetti tribünleri. Hitler ve onun Propaganda Bakanı Goebbels için “tribünler” insan devşirebilecekleri sonsuz bir kaynaktı… Kitleler “yüksek Alman gücüne” ancak böyle ikna edilecek, istila, soykırım ve vahşete böyle ortak edilecekti.
Çünkü insan yığınları coşku ve heyecan anlarında sürü psikolojisiyle hareket ediyor, sevk ve idareleri bu bakımdan çok kolay oluyordu! Bu durum Hitlerin ve Goebbels’in hayallerini süslemeye başladı.
Gecikmediler… Naziler........
