menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terörsüz Türkiye’nin yolunda Milliyetsiz Milliyetçiler

5 0
previous day

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgemizde gelişen tehlikelere karşı Türk milletinin birliğine dikkat çektiği iç cephe vurgusunun, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin DEM’e el uzatmasıyla hayat bulmasının karşısına ilk dikilen isim, İP Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu oldu.

Dervişoğlu, yaşanan gelişmelere karşı konumunu “Bunların ince siyasi hesaplarının ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Hangi hesaplarla HÜDAPAR’ın elini kaldırdıklarını, hangi amaçlarla DEM’e el uzattıklarını görüyor ve takip ediyoruz. Türkiye’yi sizlere ve sizin kirli planlarınıza kurban ettirmeyeceğiz” sözleriyle belirledi.

Bu sözler, öylesine söylenmiş ifadelerden değildi.

Nasıl ki Cumhur İttifakı’nın ortakları dünyaya Türkiye’nin sarsılmaz bir iç cepheye sahip olduğunu göstermek için çabalıyorduysa, Dervişoğlu da takındığı tavırla ülkemize yönelen tehditler karşısında Türk milletini önceleyen herhangi bir düşünceye sahip olmadığını cümle âleme ilan ediyordu.

Yapılan iç cephe vurgusunu “ince hesap” şeklinde değerlendiren, dahası iç cephenin sağlamlığı doğrultusunda uzatılan eli “kirli plan” olarak gören Dervişoğlu’nun ithamları, ayrıca onun ne denli bihaber olduğunu kanıtlıyordu.

Onca yıl bir tarihçinin çantasını taşımış biri için bu hâl gerçekten düşündürücü değil miydi?

Olaylara tarihi açıdan yaklaşamadı

Dervişoğlu, aksini iddia ediyorsa buyursun…

Önce “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemezifadelerinin sahibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine açıklık getirsin.

Daha sonrada Atatürk’ün bu sözlerin devamında kurduğu “Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten ‘kaleyi içinden almak’, dışından zorlamaktan çok kolaydır. Bu amaçla şahıslarımıza kadar temasa gelebilen bozguncu mikropların, araçların varlığını iddia etmek doğrudur. Meclis’in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti, düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına olanak ve olasılık yoktur” cümleleriyle işaret ettiği noktayı açıklasın.

Dervişoğlu, bu isteğimizi yerine getirebilir mi?

Hiç zannetmiyorum…

Sadece oy hesabıyla hareket etti

Zira onun durduğu yer, Mevlana’ya atfedilen “İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar. Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar” deyişinde anlatılan noktaydı.

Dervişoğlu, ince hesap ve kirli plan benzetmeleriyle aslında kendi dünyaya bakışını tarif etmekteydi.

1 Ekim 2024 tarihinden bu yana neredeyse her gün, dünyaya devlet, millet ve tarih perspektifinden baktığını gösteren değil, sadece oy hesabıyla hareket eden biri olduğunu kanıtlayan söylemler geliştirip durdu.

Böylece, kendini ve partisini yakacağı çoktan anlaşılan gaflet ateşine yeni bir odun atmaktan başka bir şey yapmadı.

Terörsüz Türkiye’ye şaşı baktı

Müsavat Dervişoğlu’nun, iç cephenin ardından yaşanan gelişmelere şaşı bakışı, onun dünyayı oy hesabından başka bir şekilde görmeyen gözlere sahip olduğunu daha net ortaya koydu.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, “Uzattığım el, milli birlik ve kardeşliğimizin mesajıdır. Uzattığım el, İlk Meclis’in ve Sayın Cumhurbaşkanımızın isabetli sözlerinin meşale gibi yanan aydınlığıdır. Uzattığım el, gelin Türkiye partisi olun, gelin teröre cephe alın, gelin bin yıllık kardeşliğimizde kenetlenelim temenni ve teklifidir” sözleriyle terörsüz bir Türkiye’nin kapılarını ardına kadar aralamasına ilk karşı çıkan kişi olması, Müsavat Dervişoğlu’nun yönetimindeki İP’in pozisyonunu Terörsüz Türkiye’nin karşısına sabitledi.

“Terör örgütünü devlet tasfiye eder. Terörün bittiğini de devlet ilan eder! Terörist başından hüküm bekleyene devlet değil, gaflet ve dalalet denir!” şeklindeki yorumu, Dervişoğlu’nun tarih derslerine olan ilgisi kadar, gençliğini nasıl harcadığı noktasında da ciddi şüpheler oluşturdu.

Gaflet, dalalet sözlerini kullanan Dervişoğlu’nun, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e Gençliğe Hitabesi’ndeki “Memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler” sözlerine atıfta bulunduğu belliydi.

İşte tam da bu noktada, akıllara gelen iki soru Dervişoğlu açısından işlerin hiç de yolunda gitmediğini gösteriyordu.

İç cephenin önemine dikkatleri çekmek mi dalaletti?

Terörsüz bir Türkiye istemek mi gafletti?

İç cephesi sapasağlam, Terörsüz Türkiye hedefine ulaşmış bir Türkiye’de kazanan millet mi, yoksa iktidar sahipleri mi olacaktı?

Dervişoğlu, attığı taşın kendini vuracağını bile bile, bir kez daha ele geçirmesi meçhul olan Meclis kürsüsünü, niçin siyasi tiyatrolar çevirmek için kullanıyordu?

Partinin eriyişini gizleme uğraşı

Bu durumun birçok nedeni vardı.

Önem sırasına göre sebepleri sıralamak ve bunları gerekçelendirmek mümkündü.

Örneğin, Dervişoğlu’nun genel başkanlığa gelmesinin ardından İP’te........

© Türkgün