Orkestra bozuk çalarsa fatura şefe kesilir
Dünya; kapitalist hırsların, ahlaki, dini veya doğal dengelerin uluslararası odaklı bozulma ve çürüme hareketlerinin etkisi altında kalıp kurtulamaz halde kıvranırken; insanın doymak bilmez arzuları “kanaat tükenmez hazinedir” anlayışını yok etmeye devam ediyor.
Küresel ısınma, gıda krizleri, sentetik gıdalar nesli helak etmeye yeminli yapay müdahaleler, insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Tam da bu noktada, tarımsal üretimi sadece ekonomik bir faaliyet değil, katıksız bir milli güvenlik meselesi olarak ele alma zorunluluğumuz her geçen gün netleşiyor.
Ancak küresel boyuttaki bu büyük meydan okumalara karşı koyabilmek için öncelikle kendi evimizin içini, yani ulusal tarım yönetimimizi doğru okumamız ve sahayı samimiyetle analiz etmemiz şart. Ülkemiz tarımını konuşurken artık yalnızca “ne kadar ürettik?” sorusuna cevap aramak yeterli değil. Asıl sorular şunlar:
Hangi maliyetle ürettik?
Ne kadar verim aldık?
Üreticiyi sistemin içinde tutabildik mi?
Ve en önemlisi, Ankara’da alınan karar tarlaya aynı şekilde ulaşabildi mi?
Çünkü tarım artık sadece üretim meselesi değil. Su, iklim, teknoloji, lojistik, finansman, pazar, kırsal nüfus, gıda güvenliği ve nihayetinde milli güvenlik meselesidir. Geleceğin tarımının iklim değişikliği ve suya göre üretim, bölgeye göre ürün, pazara göre planlama, teknolojiye dayalı yönetim ve üreticiye göre destekleme anlayışı üzerine kurulması gerektiğini açıkça görmemiz gerekiyor.
Dünya tarımına baktığımızda ülkemiz açısından esas düşünmemiz gereken fark burada ortaya çıkıyor. Gelişmiş tarım ekonomilerinin önemli bir bölümü artık yalnızca “daha fazla üretim” peşinde değil; birim arazi, birim su, birim enerji ve birim emek başına daha fazla değer üretmenin peşinde.
OECD-FAO’nun 2026-2035 Tarımsal Görünüm raporunda yüksek gelirli ülkelerde tarımsal emek verimliliğinin 2023-2025 döneminde çalışan başına 21 bin 100 doların üzerinde olduğu belirtiliyor. En yüksek seviyeler Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi yüksek mekanizasyonun ve büyük ölçekli işletmelerin yaygın olduğu bölgelerde görülüyor. Dünyanın gelişmiş tarım sistemlerinde veri, teknoloji, mekanizasyon, pazar entegrasyonu ve verimlilik giderek daha belirleyici hale geliyor. Bizde ise hâlâ üreticinin en temel meselelerinden başlayıp kurumlar arasındaki koordinasyona kadar uzanan bir yönetim zincirini tartışıyoruz.
Raporlarda Türkiye’nin tarımsal geleceğinin doğru veriye dayalı üretim planlamasına, su ve toprak kaynaklarının korunmasına, güçlü AR-GE’ye, yerli tohum ve teknolojiye, örgütlü üretici yapısına, etkin destek politikalarına ve üretim-pazar bütünlüğüne bağlı olduğu açıkça ifade ediliyor. Fakat ben buna bir madde daha ekliyorum: Yönetim. Hatta belki de hepsinin önüne yazılması gereken madde budur.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın ortaya koyduğu çalışma temposunu, üretim planlaması başta olmak üzere tarımda yapısal bazı meselelerin üzerine gitme çabasını görmezden gelmek haksızlık olur. Ancak bir gerçeği de açıkça konuşmak gerekiyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir tarım bakanı, arkasındaki devasa teşkilat aynı hedefe yürümüyorsa tek başına tarımı düzeltemez. Bakanlık bir orkestra gibidir. Bakan orkestranın şefi olabilir. Genel müdürlükler ayrı enstrümanları çalabilir. İl müdürlükleri, ilçe müdürlükleri, araştırma enstitüleri ve sahadaki teknik personel bu........
