Demokrasi ambalajlı açlık operasyonu!

Türkiye’ye uçakla 12 saat mesafede olan, dünyanın en büyük petrol rezervlerine (3 milyar varil) sahip bir ülkeyi nasıl dize getirirsiniz?

Eğer o ülkenin adı Venezuela ise, cevabınız sadece petrol vanalarını kapatmak değildir.

Tarih bize bir kez daha gösterdi ki, bir toplumu teslim almanın en kestirme yolu, mutfaktaki tencereyi boş bırakmaktır. Bugün Venezuela, sadece “enerji savaşlarının” değil, gıdanın bir kitle imha silahı olarak kullanıldığı “modern kuşatma stratejisinin” en ağır laboratuvarı haline gelmiş durumda.

ABD’nin Venezuela stratejisine baktığımızda, tarımın bir “insani mesele” değil, doğrudan bir askeri kuşatma aracı gibi kurgulandığını görüyoruz. Strateji oldukça basit ama bir o kadar da acımasız: Ülkeyi kendi kendine yetemez hale getir, girdi kanallarını yaptırımlarla tıka ve halkı “açlık ile isyan” arasında bir tercihe zorla.

Uluslararası ilişkilerde “stratejik kaynak” denilince akla ilk gelen her zaman petrol ve doğal gaz olur. Ancak Venezuela-ABD geriliminin perde arkasına baktığımızda, yerin binlerce metre altındaki siyah altından daha etkili, daha sessiz ve çok daha yıkıcı bir silahın kullanıldığını görüyoruz: Gıda…

Bugün Venezuela, sadece dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğu için değil; aynı zamanda bu zenginliğin ortasında halkını nasıl besleyeceği üzerinden de bir kuşatma altındaydı. ABD’nin Venezuela stratejisi, artık sadece bir rejim değişikliği arzusu değil, tarım ve gıda üzerinden şekillendirilen devasa bir “jeopolitik terbiye etme” operasyonuna dönüşmüş durumda.

Venezuela, on yıllardır süregelen petrol odaklı ekonomik yapısı (Hollanda hastalığı) nedeniyle gıdasının yüzde 70’ini ithal eden bir ülkeydi. Bu bağımlılık, Washington için mükemmel bir “zayıf karın” yarattı. ABD yaptırımları sadece petrol satışını engellemekle kalmadı; asıl darbeyi........

© Türkgün