Susmak |
Bugün en çok konuşanın değil, en çok susabilenin erdemli olabileceği düşüncesi üzerinde derinleşmek istiyorum.
Belki de dizge şöyle olmalı: Önce susmak. Sonra dinlemek. En son konuşmak.
Çünkü susmayı bilmeyen dinleyemez; dinlemeyen ise hakikate temas edemez.
Susmak yalnızca ses çıkarmamak değildir. Asıl mesele içsel suskunluktur. Zihnin sürekli “Ben şimdi ne diyeceğim?” telaşından çekilmesidir. Biriyle sohbet ederken, karşımızdakinin sözlerini kulağımızın ucuyla dinleyip kendi cevabımızı hazırladığımız an, dinleme eylemi bitmiştir. Orada bir sohbet yoktur; fikir yarıştırma vardır. Orada bir alışveriş yoktur; alıyormuş gibi yapıp verme çabası vardır.
Düşünelim: Kendimize böyle davranıldığında ne hissederiz? Anlaşılmadığımızı… Görülmediğimizi… Ciddiye alınmadığımızı…
Peki biz aynı şeyi yaparken bunun farkında mıyız?
Bir insan bize hayatından bir parça sunarken, biz içimizde “Nasıl daha bilgili görünürüm?” hesabındaysak, bu yalnızca konuşma biçimi değil; bir varoluş biçimidir. Bu noktada susmak, karşıdakine alan açmaktır. Alan açmak ise erdemdir.
Susmak yaşama alan açmaktır; benim........