Fakirin kaybetme korkusu yoktur, ya zenginin?
Halkının işgallere karşı inatçı ve bilinenlerden farklı direnci ile sarp dağlar ve çöllerden oluşan zorlu ve geniş coğrafyası, her gelenin ardına bakmadan terk ettiği topraklar olmuştur ülkeleri.
Bundan dolayıdır ki; dünyanın bilinen 12 bin yıllık tarihinde, doğudan ve batıdan gelen İskender, Timur gibi güçlü komutanlar ile Roma, Moğol ve Osmanlı gibi güçlü devletlerin orduları, silahlı güçlerini yok etmeleri ve topraklarını tamamen işgal etmelerine rağmen, coğrafyası sürekli işgal altında kalmayan, ender ülkelerden biridir İran!
ABD’nin sömürgesi durumundaki Şah rejiminin, kırk yedi yıl önce, mollaların devrimi ile sona erdirilmesinden günümüze değin, ABD’nin hedefi olan İran, aynı zamanda “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”e göre (Irak, Libya, Suriye gibi), işgal edilmesi amaçlanan ülkelerden biridir.
Ortadoğu’daki Arap ülkelerini de müttefik edinen ABD ve İsrail’in hedefi; İran’ı tamamen teslim almak, Suriye ve Irak’ta yaptıklarına benzer, ülke yönetimine Rıza Pehlevi gibi bir kuklayı getirmektir. Bu sayede diğer Arap ülkelerini sömürdükleri gibi, İran’ın zenginliklerini de sömürerek, birincil olarak hazinelerini güçlendirecek, ikincil hedef olarak ta başta Çin ve Avrupa olmak üzere, Orta doğu petrol ve doğal gazına muhtaç ülkelerin ekonomileri ve siyasetlerini kontrol altında tutacaklardır.
Bunun için nasıl ki kimyasal silah yalanı ile Irak’ı işgal ettilerse, nükleer silah iddiası ile de İran’a saldırı bahanesi yaratmışlardır (ABD ve İsrail’de binlerce nükleer silahlar vardır ve dünyada atom bombasını kullanıp yüz binlerce insanın ölümüne sebep olan da sadece ABD’dir).
Şubat’ın son gününde, ABD ve İsrail’in müşterek taarruzuyla, İran’ın yönetici kadrosu ile savunma noktalarına yapılan saldırılar karşısında, İran’ın beklenmedik bir direnç göstermesi, saldırganların sert kayaya çarptığını........
