Anne babaların şevvali günleri yaşamasına dair

Güneydoğu Toroslarına iki gün önce kar yağmıştı. İftardan hemen sonra başlayan ayaz, Mart ayında kışı yaşatıyordu. Kamburu hafif çıkmış yetmişli yaşlarda gibiydi. Kafası ve kulaklarını arkasından gelen ayazdan korumak için, eskimiş paltosunun yakasını başının üstüne kadar çekmiş, ağır aksak yürüyordu.

Sol eli cebinde, sağ elindeki poşetin içinde bir ramazan pidesi ile iki adet halka tatlı vardı.

Önceden tanışmıyor olsalar da, adamın halindeki duygusallık ve hemşeriliğin verdiği samimiyetle, sırtına dokunarak;

- Ne mutlu sana, ekmeğini almışsın, yanına da iki tane tatlı koymuşsun. Şimdi eve gidecek kapıyı çalacaksın, kapıyı çocukların açacak, ellerinde ekmek ve tatlı ile babalarını görecek ve mutlu olacaklar.

Tanımadığı bu adamın samimi yaklaşımına karşılık, yaşlı adamın gülümseyip teşekkür etmesi beklenirken, yüreğine bıçak sokulmuş bir acıyla cevap verdi;

- Keşke evde birileri olsaydı da, söylediğin mutluluğu yaşayabilseydim!

Kaş yapayım derken göz çıkarmış, belki de kabuklanmış bir yarayı kanattığını fark etmiş ama ok yaydan çıkmış ve bu acının nedenini de merak etmişti.

Adamı daha fazla incitmemek için, şefkatle karışık ürkek bir tonda “Evdekiler nereye gitti?” diye sorunca, adam yılgın bir tonda cevapladı.

- Hanım üç yıl önce vefat etti, yedi çocuğum var, hepsi evlenip başka şehirlere yerleştiler, buraları sevmediklerinden gelip beni görmek te pek akıllarına gelmez. Anlayacağın üç artı bir evde, ben bana yaşıyorum.

Adamın cevabı daha çok acıtmıştı yüreğini. Durumu toparlamak ve en azından adamın yaralı yüreğine merhem olsun düşüncesiyle, muhabbeti bir başka yöne çekmek zorunda olduğunu düşünerek, sorduğu “kaç yaşındasınız?” sorusuna, adam “65” cevabını vermişti.

Yetmişli yaşların görüntüsünde, altmış beş yaşındaki, yedi çocuk sahibi adamın yalnızlık hali(!), durumu daha çok ağırlaştırmış olsa da, adamı........

© Tigris Haber