Anlamak: Korkakların Reddettiği Devrim
Toplum, farklılıkların bir araya gelerek zenginlik ürettiği bir alan olmaktan giderek uzaklaşıyor. Bunun yerine her grubun kendi hakikat kalesine çekildiği, duvarlarını kutsallaştırdığı bir çatışma zemini oluşuyor. Barışı imkânsız kılan şey fikir ayrılığı değil; farklı fikri varoluşuna tehdit sayan zihniyettir. Çünkü anlamak, sanıldığı gibi bir nezaket jesti değil; ahlaki bir cesaret ve siyasal bir meydan okumadır.
Gerçek anlamak, karşındakini onaylamak değildir. Onun dünyasına kısa bir süreliğine girebilmek, kendi konforlu hakikatini askıya alabilmektir. Psikolojinin bilişsel esneklik dediği bu kapasite, siyasetin sert dilinde başka bir karşılık bulur: zihinsel firar. Kendi düşüncesine güvenen insan, farklı fikirlerden korkmaz; onları kimliğine yönelmiş bir saldırı olarak değil, düşünce alanını genişleten bir ihtimal olarak görür. Buna karşılık zihinsel konforuna bağımlı olanlar için her farklı ses, kalelerine düşen bir tehdit gibi algılanır.
İnsan zihni belirsizliği sevmez. Bu yüzden çoğu zaman gerçeği aramak yerine, zaten inandığı şeyi korumayı seçer. Bu eğilim bireysel bir zaaf olmaktan çıkar ve toplumsal bir yapıya dönüşür. Sosyal Kimlik Teorisinin tarif ettiği “biz–onlar” ayrımı, modern çağda sadece psikolojik bir refleks değil, aynı zamanda siyasal bir mimariye dönüşmüştür. İnsanlar dünyayı anlamak için değil, ait oldukları grubu korumak için konumlanır. Çünkü anlamak, o grubun sınırlarının dışına çıkmayı........
