BUNLAR PEZEVENKLER,CELLATLAR ve ENGEREKLERDİR? BUNLARI TANI DA BÜYÜ, AHMET ARİF’İM!

“Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır.
Tanı bunları, tanı da büyü,
Adiloş bebem…”
Ahmet Arif

Bunlar, Stockholm sendromu damlarında çürümüş
aciz domateslerdir.
Bunlar; cellatlardır!
YÜZÜNE YÜZÜNE TÜKÜR!

Bunları geceyi süsleyip gündüz diye bize satıp
koynumuza sokan patlıcan burunlu cadılardır.

“Ayna ayna söyle bana tarihi ve geçmişi en temiz en güzel en yakışıklı olan kim?”

Ayna:
“Geçmişi, tarihi en temiz olan sensin;
onlar Stockholm sendromuna yakalanmış hastalar,
zavallılar ve cellatlarına âşık olmuşlar.”

Hahhahhahhahahah…


Gündüzü kovalıyorum;
gündüz geceyi…
Zaman çorak bir avluda topaç gibi dönüyor;
insanlık henüz hangi çağın
hangi yalanına uyandığını bilmiyor.

Aslan av olduğunu bilmeden avcı kesiliyor;
ceylan evrimin gümüş nabzında dua ediyor.
Herkes birbirini kovalıyor:
sebebi bilinmez bir gölge yarışı.

Kaçan kovalanıyor,
kovalayan kova oluyor;
kova düşlere takılıyor,
düşlerin paraşütü bulutlarda açılıyor.
Sonra herkes mutsuz…
Bir mutsuzluk oyunu.
Her yanım paramparça bir palyaço!

Gece düşünüyor uzun uzun:
“Ben kimi kovalıyorum?”

Sokrates’in ayak sesleri gibi
bir tavşan bir de Farabi kaçıyor içimden;
Platon elinde sazı bir tazı tutuyor dışımdan.
Kuşlar kedilerle kardeşlik türküleri söylüyor.
Her yer gri, sisli;
çakallar kurtlarla güvercinin kardeşliğine pusu kurmuş.

Geceyi kovalayan tazı bendim;
tavşan sendin;
yalnızlığın uçurumuna karşı karşıya salınmış iki nefes.

Ve bir tezahürat:
“Şampiyon Fenerbahçe…”
Onu da ben yapıyordum.
Şerefli, şerefsiz ikincilikler vardı bir de.

Birden patladı:
bonom…

İnsanlık kaçıyordu;
trenler ardı sıra........

© Tigris Haber