“BIRAK, AY GİTSİN… SEN KAL BU GECE.” VE BİR DE SEN GİTME, SEVGİLİ -M / AHMET ABİ.
“Bırak ay gitsin, sen kal bu gece…”
Çünkü her şarkıda, her dizede isyan oluyor, ete kemiğe bürünüyordun;
bizim boğazımıza düğümlenen, dilimize vurulan bütün sözleri
sen söylüyordun bizim yerimize.
Yasaklanmış bir nefesin, sürgüne bırakılmış bir halkın,
öksüz bir ülkenin bütün çığlıklarını
tek bir sesin içine topluyordun.
Ve özlüyorduk seni,
anamızı babamızı özler gibi değil artık;
gömülmüş çocukluklarımızı, paramparça mahcubiyetlerimizi
ve söyleyemediğimiz acıların içimizde kalan tortusunu özler gibi…
Ahmet Abi,
sen en büyük gurbetimiz,
kabullenilmeyen en çatal yaramızdın.
Eskiden gözyaşlarımız vardı.
Bir de Deniz’ler vardı…
Darağacında Pir Sultan’a Yusuf olup haykıran bir isyan…
Ve kiraz ağacında gömleği yırtılan çocukluğumuzu arayan
bir Yılmaz Güney’imiz…
Bir gecenin en karanlık vaktinde yıldızlar bile sensizliğe savrulurken
sen, en büyük harflerle “SÖYLE!” diye uyandırıyordun bizi.
“Dışarıda yağmur yağıyor, benim içime kar…” diyerek gönüllerde, sultanların oturduğu tahtların üstündeki sultanları kendine taht ediyordun.
Köpek eyliyordun tüm riyakâr sanat soytarılarını ve sahtekâr çakal sürülerini, çatal çatal…
Ama bir şey daha vardı:
Başörtüsüne karşı isyanın…
Kadının saçına değil,
diz çöktürülmüş bedenine,
susturulmuş iradesine,
gölgeye hapsedilmiş çocukluğuna isyandı o.
Herkes susarken geceye sen, örtünün kendisine değil,
örtünün bahane edilerek kadının yaralanmasına karşı haykırıyordun.
“Bir halkı kadınından vurursanız,
o halkın masalını da öldürürsünüz,” diyordun sanki.
Bir sesin vardı:
Kirli örtülerin değil, kirletilmiş niyetlerin çürümüş yüzünü söken.
Biz diye bir şey yoktu henüz!
Biz anlamıyorduk belki,
ama sen biliyordun:
kadının sustuğu yerde ülke de susar, her yerde savaş olur, kan olur;
kentin kalbi kararır ve
çocuklar kedilerle yetim kalır.
İsyanın bu yüzden dik, bu yüzden keskin, bu yüzden deliydi.
Biz delirmeyi bile bilmedik ki hiç! Çünkü bizden büyük, karanlık ve ağır korkularımız vardı; bizden azade olmayan…
“Tutmazsam ellerini yakarım bu şehri!” derken
boydan boya babasızlığa ve sevgisizliğe kesiyordu intihar kokan Batman geceleri ve trensiz dörtnala koşan nudistan coğrafyamda. Biz susuyorduk; sen hepimizin yerine söylüyor, haykırıyor ve bağırıyordun.
Yetimlerin........
