SPİNOZA VE GERÇEKLİK
Bir Kopuşun Ardından Düşünce
Düşünsenize, insanlık tarihinde bir kırılma olmuş: hakikati doğrudan deneyimlemek yerine, onu kavramlarla anlamaya başlamışız. Yaşamı hissetmek ve içinde olmak yerine, onu açıklamaya, sınıflandırmaya ve düzenlemeye yönelmişiz. Felsefe, din, bilim, ideoloji… Hepsi bu zihinsel kopuşun telafi biçimleri.
Aslında mesele çok basit gibi görünür: Düşünce hakikatin yerine geçmiştir. Ve biz, farkında olmadan, yaşamı doğrudan görmek yerine onu düşünce ile anlamaya çalışır hâle gelmişiz.
Bu deneme, Spinoza üzerinden şekilleniyor. Çünkü o, düşünceyi arındırma ve bilgiyi özgürleştirme çabasıyla modern felsefenin temel taşlarından biri. Ama bir yandan da sınırları açıkça görülür: Spinoza, zihnin kendisinden doğan bu kopuşu tam olarak fark edememiştir.
Spinoza’nın felsefesi Tanrı, doğa ve insanı tek bir bütünlük içinde kavramsallaştırır: Deus sive Natura – Tanrı ya da Doğa. Bu yaklaşım, dini geleneklerin Tanrı anlayışını rasyonelleştirir, doğayı kutsal olanla özdeşleştirir ve ikiliği ortadan kaldırır. Modern düşüncenin sekülerleşmesinde kritik bir rol oynar.
Ama asıl dikkat çekici adım, zorunluluğu merkeze almasıdır. Ona göre her şey zorunludur; Tanrı’nın ya da doğanın doğası farklı olamaz. Özgürlük, bu zorunluluğun bilgisidir. İnsan, nedenleri kavradığı oranda özgürleşir.
Bilgi burada bir araçtır, bir içsel temizlik gibidir. Tutkuların esaretinden kurtulmak için kavramlara ve nedensellik zincirine........
