KENDİ ÇAĞINI GÖREMEYENLER |
Dinlenmeyen An Üzerine Bir Öykü
Anın Hafızası: Kıyıya Vuran Sorular
Deniz, sahile yakın bir sokaktan geçerek işe giderdi. Yolun sonunda deniz görünürdü ama çoğu zaman bakmazdı; çünkü bakmak, durmayı gerektirirdi. Kıyıya vuran her dalga, paslanmış bir çapanın gölgesi, yosun tutmuş taşların sabrı denize aynı soruyu sordururdu: İnsan tarihe gerçekten ihtiyaç duyar mıydı, yoksa tarih, anı taşıyamayan zihnin kendine kurduğu bir barınak mıydı?
Deniz için tarih, geride kalan bir şey değildi; her dalgada yeniden kurulan ama asla biriktirilmeyen bir akıştı. Yine de yosun kokusu, paslı demirlerin ağır sesi ve rıhtıma çarpan dalgaların ritmi farkında olmadan onunla gelirdi. Deniz tarih incelemelerini severdi. Akşamları okuduğu kitaplarda limanlar, savaşlar, ticaret yolları, devrimler vardı ama sabah yürüyüşünde gördüğü küçük bir yosun parçası, okuduklarından daha sahici gelirdi ona. Çünkü yosun açıklama yapmazdı; haklı çıkmaya çalışmazdı. Sadece oradaydı.
Okunmuş Zamanlar ve Yaşanan An
Deniz tarihte yaşanmış olanları göremezdi; bunun farkındaydı. Elinde olan şey metinlerdi, belgelerdi, seçilmiş anlatılardı. Okudukça şunu daha net görüyordu: Her tarih kitabı, yazan zihnin sınırlarını taşırdı ve aynı olay, başka bir bakışta bambaşka bir anlam kazanabilirdi.
Buna karşılık kendi hayatı yorum istemiyordu. Sabah kahvesinin dili yakması, otobüste birinin omzuna çarpması, ofiste kimsenin kimseye bakmadan konuşması… Bunlar açıktı. Deniz, bu açıklığın insanı neden bu kadar rahatsız ettiğini anlamaya çalışıyordu.
Masada Kalan Cümleler
Öğle aralarında Deniz, iş arkadaşlarıyla aynı masaya otururdu. Konuşmalar genellikle siyasete ve geçmişte yapılmış hatalara gelirdi ama kimse kimseyi........