GÜCÜN TARİHSEL VE GÜNCEL KISKAÇLARI |
Gücün Esir Alma Hafızası, Bilincin Kuşatılması
Şaşırtıcı olan, olan bitmiş değil, göremeyişimizdir… Bir devlet başkanının, kendi ülkesinde, kendi sarayında, kendi bayrağının altında fiilen esir hâle getirilmesi yeni değildir. Yeni olan yalnızca bunun nasıl anlatıldığı, nasıl meşrulaştırıldığı ve nasıl izlettirildiğidir.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri ile Venezuela arasında yaşananlar, ilk bakışta güncel bir kriz gibi sunulur. Oysa bu, binlerce yıldır sahnelenen bir oyunun son dekorudur. Sürpriz olan bu oyunun oynanması değil; her defasında ilk kez oluyormuş gibi izlenmesidir.
Esir Alma: Bir Savaş Tekniği Değil, Bir Zihin Stratejisidir
Esir alma çoğu zaman zincirle, kelepçeyle, hapishaneyle özdeşleştirilir. Bu, meselenin en ilkel ve en görünür hâlidir. Oysa tarih bize şunu gösterir: En kalıcı esaret biçimleri bedene değil, bilince uygulanır. Hareket edebilirsin ama karar alamazsın. Konuşabilirsin ama sözün geçersizdir. Yönetiyor görünürsün ama alanın çizilmiştir. Bu noktada kişi özgür görünür ama ontolojik olarak rehindir.
Antik Dünyada Esir Almanın Teşhirci Doğası
Roma İmparatorluğu: Gücü Göstererek Kırmak: Roma, düşman kralları öldürmekten çok teşhir etmeyi tercih ederdi. Zafer alaylarında zincirlenmiş krallar dolaştırılırdı. Amaç intikam değil, mesajdı: “Gücün sınırlarını gör.” Burada esir alınan yalnızca kişi değil; o kralın temsil ettiği siyasal tahayyüldü.
Persler Ve Helenistik Dönem: Sarayda Tutsaklık: Birçok kral öldürülmedi; saraylarda “misafir” edildi. Bu, bugünkü diplomatik kuşatmaların ilk örnekleridir. Kral hayattaydı ama oyun dışıydı.
Orta Çağ: Fidye, Meşruiyet Ve Tanrısal Yetki
Kralların Fidye Ekonomisi: Aslan Yürekli Richard. Fransa Kralı II. Jean. Bu krallar esir alındı ama asıl hedef tahtın itibarıydı. Fidye yalnızca para değildi; siyasal boyun eğmeydi.
Papalık Ve Afaroz: Görünmez Esirlik: Aforoz edilen bir kral fiilen tahtta kalabilirdi ama meşruiyetini kaybederdi. Bu, modern yaptırımların ve uluslararası izolasyonların atasıdır.
Modern Çağ: Esir Alma Biçim Değiştirir
Napolyon: Sürgünle Donmuş Güç: Napolyon öldürülmedi. Çünkü öldürmek mit yaratır. Sürgün ise etkisizleştirir. Bu, modern çağın temel stratejisidir: Simgeleri yok etmeden işlevsizleştirmek.
20. Yüzyıl: Darbe, Kukla Ve Operasyon
İran’da Musaddık. Şili’de Allende. Panama’da Noriega… Burada liderler ya devrildi ya da alınıp götürüldü. Ama esas mesaj halkaydı: “Yetki sizde değil.”
Sağ Güçlerin Esir Alma Dili: Çıplak Ve Sert
Sağ/emperyal güçler genellikle: Askerî müdahale, doğrudan tehdit ve açık yaptırım kullanır. Bu yüzden görünürdürler. Ve bu görünürlük, çoğu zaman eleştiriyi kolaylaştırır.
Sol Cenah’ta Esir Alma: Sessiz, Kutsal Ve Derin
Asıl zor olan burasıdır. Çünkü burada esaret ahlaki bir dilin içine gizlenir.
Fransız Devrimi: Özgürlük Adına Giyotin
Devrim, önce kralı devirdi. Sonra devrimin çocuklarını yemeye başladı. Burada esir alma şuydu: “Devrim adına düşünme tekeli.”
Sovyetler Birliği: Eşitlik Adına Susturma
Troçki’nin tasfiyesi, evrimci kadroların Gulaglara gönderilmesi, arklı düşüncenin karşı-devrimci ilan edilmesi… Bu, zincirsiz ama total bir esarettir. Çünkü insan kendi ideali tarafından tutsak alınır.
Çin: Halk Adına Halkın Esir Alınması
Kültürel Devrim’de milyonlarca insan aşağılandı, tecrit edildi, toplumsal hafızadan silindi. Suçları çoğu zaman yalnızca düşünmekti.
Küba: Devrimin Donmuş Zamanı
Küba’da devrim bir araç olmaktan çıkıp amaç hâline geldi. Eleştiri, ihanete dönüştü. Gelecek, geçmiş adına rehin alındı.
Venezuela: Çifte Kıskaç
Venezuela örneği benzersizdir: Dışarıdan emperyal kuşatma, içeride sol retoriğin katılaşması. Maduro bu iki güç arasında evinde esir hâle gelirken, halk da ideolojik bir kilidin içine sıkıştı.
Abdullah Öcalan: Modern Çağın Stratejik Esareti
Öcalan esareti, bu metnin en kritik düğüm........