SANAT, CESARET VE KARDEŞLİK SÖYLEMİNİN SINAVI |
Bu ülkede bazı kelimeler vardır; çok söylenir ama çok az sınanır.
“Birlik”, “kardeşlik”, “bin yıllık ortak yaşam” gibi…
Siyasetçiler kürsülerde, televizyon yorumcuları ekranlarda, bazı köşe yazarları da sayfalarında bu sözleri sık sık tekrar eder. Türkiye’de yaşayan halkların “bin yıldır kardeşçe yaşadığı” anlatılır. Bu söylem o kadar çok tekrar edilir ki, bir süre sonra tartışılmaz bir hakikat gibi sunulur.
Oysa toplumların gerçek hikâyesi sloganlarla değil, kriz anlarında verilen tepkilerle ortaya çıkar.
Son günlerde yaşanan bir tartışma tam da bu açıdan dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Sanatçı Zeynep Casalini’nin Diyarbakır’da Newroz programında sahne alacağının duyurulmasıyla birlikte Türkiye’nin batısında bazı milliyetçi çevrelerden yoğun bir tepki yükseldi.
Bu tepkinin gerekçesi dikkat çekiciydi.
Bir sanatçının Diyarbakır’da, üstelik Kürtler için tarihsel ve kültürel anlamı son derece güçlü olan Newroz kutlamalarında sahne alması bazı kesimler için rahatsız edici bir durum olarak görüldü. Tepkiler büyüdü, sosyal medyada linç kampanyaları başladı ve nihayetinde sanatçı bir açıklama yaparak “apolitik” olduğunu, sadece müzik yapmak istediğini söyledi.
Bu açıklama, tartışmanın merkezine başka bir soruyu taşıdı:
Sanat gerçekten apolitik olabilir mi?
Sanatın tarihine baktığımızda bunun pek mümkün olmadığını görürüz. Sanat her zaman toplumla, adaletle, özgürlükle ve hakikatle bir ilişki içinde var olmuştur. Bu yüzden sanatçılar yalnızca estetik üretim yapan kişiler değil; aynı zamanda toplumun vicdanını temsil eden figürler olarak görülür.
Tam da bu noktada, sanatçı Zeynep Casalini’nin yaptığı açıklama ayrıca dikkat çekicidir. Casalini, kendisini eleştirenlere karşı “çok politik bir aileden geliyorum ama ben apolitikim” diyerek bir........