KULDAN YURTTAŞA: TÜRKİYE’NİN BİTMEYEN DEMOKRASİ SINAVI |
Cumhuriyetler yalnızca bir günde ilan edilir; fakat onları ayakta tutacak toplumsal bilinç, hukuk kültürü ve demokratik refleksler yüzyılların birikimiyle oluşur. Bu nedenle tarihte birçok rejim bir gecede kurulmuş, fakat aynı hızla çözülüp dağılmıştır. Çünkü mesele yalnızca anayasal bir metin yazmak ya da bir yönetim biçimi belirlemek değildir. Asıl mesele, toplumun o rejimi taşıyacak zihinsel dönüşümü yaşayıp yaşamadığıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ü çağının birçok liderinden ayıran temel özellik de burada ortaya çıkar. O yalnızca askeri dehasıyla değil; toplum psikolojisini, tarihsel sürekliliği ve devlet-toplum ilişkisini okuyabilme yeteneğiyle de büyük bir siyasal akıldı. Cumhuriyet’i inşa ederken yalnızca mevcut koşulları değil, gelecekte doğabilecek siyasal kırılmaları da öngörmeye çalıştı. Bu nedenle devlet yapısını oluştururken kuvvetler ayrılığına, kurumsal dengeye ve meclis iradesine özel önem verdi.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi fikrine mesafeli yaklaşmasının temelinde de bu tarihsel kaygı vardı. Çünkü doğrudan halk oyuyla seçilen bir makamın, zamanla kendisini diğer anayasal kurumların üzerinde görme ihtimalini öngörüyordu. “Beni millet seçti” söyleminin, demokratik meşruiyetin ötesine geçerek siyasal güç yoğunlaşmasına dönüşebileceğini fark etmişti. Bu nedenle Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesini savunması yalnızca teknik bir anayasa tercihi değil; aynı zamanda kuvvetler dengesini koruma refleksiydi. Aslında bu yaklaşım, modern anayasal demokrasilerin en temel meselesine işaret eder: Gücün meşruiyeti kadar, sınırlandırılması da önemlidir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyla yüzleşmek gerekiyor: Cumhuriyet’in kurumsal kazanımlarıyla birlikte, modern yurttaşlık kültürü toplumsal düzeyde ne ölçüde yerleşebildi?
Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin tarihsel arka planında gizlidir. Çünkü Cumhuriyet, Avrupa’daki örneklerinde olduğu gibi aşağıdan yukarıya gelişen uzun halk hareketlerinin........