RAMAZAN’DA KISA İSTANBUL GEZİSİ
RAMAZAN’DA KISA İSTANBUL GEZİSİ
Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Saygılarımla. Dr.SSİ
İstanbul deyince sular durur. Ansiklopediler dolduracak bilgi, eser, olay ve hatıra doludur ki, bizimki ne ola? Ama herkesin hayatı romandır ya; bu da o güzellik, kültür, medeniyet deryasından bir damla olsun istedik. 2026 Mart’ında (Ramazan’ında) İstanbul’un kalbi denebilecek bölgede, küçük bir zaman kesiti; üstelik sevdiklerinizle. Ne büyük nimet ve lütuf. Çok gezen mi çok okuyan mı daha çok bilir, denir ya. Aslında yüzyıllardır tartışılan bir mesele: Tecrübe mi, bilgi mi daha kıymetlidir? Çok gezen kişi, farklı kültürleri, insanları, doğayı ve şehirleri doğrudan yerinde görerek öğrenir. Onun bilgisi daha somut (müşahhas), yaşanmış ve duyularla pekiştirilmiş olur. Bir şehri kitaplardan okuyabiliriz ama sokaklarında yürüyünce bambaşka bir şey hissederiz. Çok okuyan ise, tek bir ömre sığmayacak kadar geniş bir bakış açısına ulaşır. Yaşanmış olayları, farklı düşünürlerin fikirlerini, bilimsel bilgi ve bulguları öğrenir. Yani bir gezginin göremeyeceği kadar uzak zaman ve mekânlara uzanabilir okuduklarıyla. Aslında en derin bilgi, bu ikisinin birleşiminde ortaya çıkar; okuduklarını gezerek sınamak, gördüklerini okuyarak anlamlandırmak.
Bizim gezilerimizde sanırım ikinci dilim biraz daha baskın oluyor. Çoğunlukla ilk defa gittiğimiz şehir, bölge veya ülke için yeterli bilgi sahibi olmuyoruz. Oraları gezerken gördüklerimiz, duyduklarımız, hatta tattıklarımız hakkında –meslek alanı o konular olan istisnalar dışında- çoğumuz sadece ve belki yüzeyden bir şeyler duymuş olabiliyoruz. Yerinde görüp hissetmek ve sonra da onlar için neden, nasıl, niçin, kim gibi sorular sormak. Zihnimizdeki veriler bizim için anahtar sözcük veya görüntü oluyor. Biraz merak duygumuzu da kullanırsak, bilgi kaynaklarına ulaşmak artık herkes için kolay. Merak, yani öğrenme isteği, insanı mutlu eden işlerin başında yer alıyor. İnsan öğrendikçe mutlu olur diyor eğitimciler. Tabi ki öğreten de.
Bazı okurlar, bu kadar ayrıntıyı nasıl yakalıyorsunuz diye soruyorlar. Öncelikle gezi planlamasını, tabi olduğumuz kişi ya da kurum elemanları yapıyorlar. Bize düşen; gezerken gördüğümüz, duyduğumuz yeni yer ve konuları dinlemek, sormak. Gezerken ekipteki bazı arkadaşlar bilgi sahibi olabiliyor. Gezi esnasında bizden başka birçok meslektaş, arkadaş da oluyor. Onlardan bazılarının soru veya katkıları, beynimizde yeni ufuklar açabiliyor. Rehber o anda en yakınında olanlara sesini duyurabildiği için, kulak kabartıp, anahtar isim ve kelimeleri not almamız veya zihnimizde tutmamız gerekiyor. Bir de ilginç bulduğumuz her şeyin resmini çekmek kolay, ucuz ve mümkün. Dönüşte bu resimler de ayrıntıyı yakalamada çok işe yarıyor. Maksadınız yazmak, günlük tutmak ise. Giriş biraz uzun oldu. Neyse.
Oğlumuz meşakkatli, yorucu, yüksek bilgi, dikkat ve sorumluluk gerektiren bir meslek içinde. Yılın belli zamanlarında kurumu, zorunlu izin kullandırıyor. O da, hem zorlanan uyku düzenini düzene sokmak, ailesiyle ve yakınlarıyla daha çok zaman geçirmek arzusunda. İki yıl önce gittiğimiz Konya gezimizdeki gibi değil; önce siz gelin, sonra Manisa’ya birlikte döneriz dedi. Bize de uyar, dedik. Çünkü ben yeni “emekli”, eşim de üç gün bile olsa, eğitim dönemi içinde izin kullanacak. Son anda kızımız mazereti nedeniyle gelemedi. Büyük oğlum da bizimle olacak. Kızımızın yerine İzmir’den iş arkadaşı Av. Halil beyi davet ettik. Onlar İstanbul’da bir gece, biz iki gece kaldık. Mart 2026 Pazartesi günü uçakla İstanbul hava limanındayız. Oğlum karşılıyor arabasıyla. Jest olsun diye arabasında mehter müziğini açmış. Gezinin ruhuyla uyumlu oldu diye konuşuyoruz.
Otelimiz tarihî yarımadanın ortasında, İstanbul İl Millî Eğitim müdürlüğünün karşısında. Hotel Arcadia Blue. Odalarımıza yerleşiyoruz. Odaların hepsi Sultanahmet, Ayasofya, İstanbul boğazını harika şekilde görüyor. Her yer, yürüme mesafesinde. Çatı katındaki otel restoranından manzara daha da güzeldir denilince oraya çıkıyoruz. Gerçekten muhteşem. Değişik yönlerden resimler çekiliyor; bir de kendimiz poz veriyoruz. Akşama Manisa’dan sevdiğimiz, ahbabımız Hüseyin Öresin bey ile birlikte iftar yapacağız. Kısa süre yerleşme ve istirahatten sonra, Sultanahmet camisi ve Topkapı müzesini gezmek için yürüyoruz. Önce önümüze Sultanahmet camisi yanındaki Dikilitaşlardan geçip, Sultanahmet camisine giriyoruz. Her zaman olduğu gibi buralar yerli ve yabancı gezginlerin mutlaka uğradıkları yerler olduğundan çok sayıda ziyaretçi var. Daha önce de buralara defalarca gelmişliğimiz var tabii ki. Ancak Sultanahmet civarındaki eski Osmanlı Türk Ramazanlarını yaşatan panayır, küresel salgın sonrasında bir daha yapılmamış. Aslında yapılmalı. Salgın geçeli çok oldu.
Hava çok soğuk. Bir de poyraz olunca, sıcaklık daha da düşük hissediliyor. Topkapı müzesinin kapanmasına bir buçuk saat kadar var. Mecburen biraz hızlı gezdik. En son Mukaddes Emanetlerle sonlandırdık. İftar için Ayasofya camisinin arka, kuzey tarafında, bir sokakta yer alan The Sarnıç lokantasındayız. Hüseyin hoca da geldi. Sarıldık, sohbet, muhabbet. İftar sonrasında ikimiz Ayasofya’ya kadar gittik. Yapı muhteşem, çok eski bir tarihe sahip. Hatırası da büyük. İçeride vaaz veren bir hatip var. Büyük hat yazıları ve diğer cami ve kilise görselleri içinde, iki şey dikkatimi çekiyor. Birincisi, Ayasofya’nın akustiği Sultanahmet veya civardaki Süleymaniye kadar güzel değil. İkincisi; caminin arkaya yakın orta bir yerde, ahşap gözenekli barikatlarla çevrili, kare şeklinde bir alan var. Her yer halı kaplı ama orası değil. Hüseyin bey orayı gösteriyor. Şu büyük dairede, taç giyecek imparator durur. Diğerlerinde ise Patrik ve yardımcıları diyor. Kutsamak; Yaratan’dan gelen hükümranlık yetkisini, aracılar aracılığı ile bir kula tevdi; ve hükümdar olmak. Dünyanın pek çok yerinde hep olmuş, halen de var.
The Sarnıç’tan ekibi alıp yürüme mesafesindeki, Sultanahmet camisinin batısında, onun bahçesine bitişik, tarihî bir yapıda yer alan İnziva Vakfına........
