KIRŞEHİR GEZİ NOTLARI: 4 AHİ EVRAN CAMİ, TÜRBE VE MEYDANI: KÜLTÜR VE SANAT DEMEK |
KIRŞEHİR GEZİ NOTLARI: 4
AHİ EVRAN CAMİ, TÜRBE VE MEYDANI: KÜLTÜR VE SANAT DEMEK
Süleyman Sami İLKER
Terme caddesi, kuzeye doğru Cacabey meydanından sonra Mehmet Ali Yapıcı Bulvarı adıyla devam ediyor. Birkaç yüz metre sonra sol karşıda yol kenarına büyük bir gitar heykeli dikkatimizi çekiyor. Malum Kırşehir Unesco Müzik şehridir. Hemen arkasında yeşil bir park ve tarihi bir yapı ve minare görülüyor. Burası Ahi Evran Camisi ve türbesi. İçine girip ziyaret ediyoruz. İçi güzel hat levhaları, el işi duvar nakışları ile süslenmiş, ferah, temiz ve aydınlık. Türbe ve cami bitişik. Ahi Evran-ı Veli camisinin duvarındaki bilgilendirme levhasında;
“1171’de Horasan'a bağlı Hoy’da doğmuş. Türklüğün manevi piri Hoca Ahmet Yesevi, Fahrettin Razi gibi alimlerin dergahında maddi ve manevi alemin bilgileriyle yetişti. Türk milletinin Anadolu'yu yurt edinmesi seferine alperenler olarak gönderilen Hacı Bektaşı Veli, Mevlana gibi büyük önderlerden biri de olan Ahi Evran 1206’da 35 yaşında iken ve o zamanki adı Gülşehri olan Kırşehir’ yerleşti. Ahi Evran-ı Veli’nin kurduğu Ahilik sistemi sadece milletine değil tüm insanlık için sosyal, iktisadi, siyasi bir hayat tarzı oluşturmuştur. Osmanlı devletinin yönetim felsefesine ahilik egemen olmuş, padişahlar ahi terbiyesi almış, ahi ünvanı taşımışlardır. Ahiliğin anayasası Fütüvvetname[1]dir. Ahi kişinin eli, kapısı, sofrası açık; gözü, beli, dili kapalıdır. Pir Ahi Evran-ı Veli 1 Nisan 1261 tarihinde Kırşehir’de Moğollarla yapılan bir savaşta 90 yaşında ön saflarda kılıç sallarken şehit olmuş, bu türbede yatmaktadır. Şehit Cacabey gibi Kırşehir'in ve ülkemizin manevi direkleri ve bekçileridirler" yazılı.
Türbenin gerisinde ülkemizde pek alışık olmadığımız genişlikte bir meydan oluşturulmuş. Daha önce bölgede sadece Ahi Evran’ın türbesi ve etrafta düzensiz bir park varmış. Meydanın güney tarafında meydanın boyu kadar uzunlukta tek katlı Kırşehir Belediyesi Sanat Galerisi var. Karşımızda ise Kırşehir Ahilik Müzesi yazısı okunuyor. Artık bütün bu alan bir külliye. Temiz, bakımlı. Esnaf ve sanatkârların dayanışma teşkilatı olan Ahilik'in kurucusu Ahi Evran, Kırşehir'de yaşamış. Kırşehir’deki en erken Osmanlı eseri Ahi Evran (Ahi Baba) Camii ve Türbesi (1482) olup, II. Bayezid döneminde yapılmıştır. Türbe ve cami bölümü Osmanlı dönemi eseri. Ahilik Müzesi ve meydan yan taraftaki Zanaatkârlar Çarşısı gibi tarihi eser tarzında bir proje ile Kırşehir Belediyesi öncülüğünde yaptırılmış. İçinde sergilenenlerin önemli kısmını onlar temin etmişler. Müze çağdaş müzecilik anlayışına uygun çok güzel tasarlanmış ve donatılmış. Gezerken bunu fark ediyor. Kırşehir ve Türkiye adına sevinç duyuyoruz. Hikmet bey de aynı görüşte. Ancak Kültür Bakanlığına devri biraz erken oldu, biraz daha yaptıranlarda kalsaydı çok daha fazla sergi malzemesi temin edebilirlerdi, bütün Türkiye’den diyor.
AHİ EVRAN HEYKELİ VE EJDERHA
Meydanda Ahilik müzesine yakın bir konumda oturan elinde enli uzun bir deri parçası olan Ahi Evran heykeli görülüyor. Ahi Evran’ın ayaklarının dibine bir yılan heykeli eklenmiş. Neden diyorum; Ahi Evran’ın mesleği dericilik (debbağ, halk arasında “tabak” diye bilinir) ve 32 mesleğin de piri kabul edilir. Onun kışın uyku halindeki yılanları bulup zehirlerin aldığı ve onlarda ilaç yaptığı rivayet edilir. Bu efsaneyi temsil ediyor diye ekliyor. Hatta türbesinin tavanında da benzer bir ejderha resminin olduğunu ancak neden ne zaman kaldırıldığını bilmediğini ifade ediyor. Belki o resim üzerine sürülen boyanın altında duruyor da olabilir. Tarihi eserlerin aslına hoşumuza gitsin ya da gitmesin dokunmamak, bozmamak gerekir. O, sizin, bizim anladığımızdan farklı bir önem ve anlam taşıyor olabilir. Bir dönemin anlayışını ifade ediyor olabilir. Sanat tarihi, bilim tarihi bakımından da bir veridir, delildir. Aslında o resmi kaldıran veya kaldırtanların bilmedikleri bir husus var: “Evran” kelimesinin anlamı; büyük yılan, ejderha[2]. Arapça sözlüklerde “evran”, özellikle “iri, kalın, kuvvetli yılan” için kullanılır. Zamanla mecazi olarak güçlü, etkili kimse anlamına da işlenmiştir. Ahi Evran’ın tam adı Şeyh Nasreddin Ebu’l-Hakayık (Hakikatlerin önderi) Mahmud b. Ahmed (Mahmud Ahmetoğlu) el-Hoyî (Hoylu). Kolay söylenişi ile Ahi Evran-ı Velî’dir. Buradaki Evran, lakaptır. Evran’ın Ahi Evran’daki kullanımı mecaz olarak, “büyük, güçlü, saygın bir kişi” ve “büyük bilge” nitelemesine dönüşmüş. Tıbbın sembolünün yılan olduğu gibi. Anıtın önünde Ahi Evran’ı tanıtan bir yazı sarı levhaya işlenmiş. Sağ yan duvarda “Ahilik prensipleri” sol yanda ise “Ahilik yemini” yer alıyor.
AHİ EVRAN MÜZESİ
Hikmet bey Ahi Evran müzesinin girişindeki bana bir resmi göstermek istediğini söylüyor ve hızla içeri giriyoruz. Müze müdürü ve bazı görevliler kapının önünde. Bize hoş geldiniz diyorlar. Birini beklediklerine sonradan anlıyoruz. Aradığımız resmin önüne bir camekân sergi vitrini konmuş. Arkada, yere yakın bir seviyede duvara asılı bir afiş benzeri resmin, fotoğrafını çekmeye çalışıyoruz. Cep telefonu ile elimizi camekân ile duvar arasına sokup, bütün olarak rahat ve net kaydedemiyoruz. Sonunda zor da olsa birkaç resim alıyoruz. Bu resimde Cacabey Medresesi / Camisindeki roket şeklindeki sütunceleri, güneş ve ayı gösteren küreleri, dünyanın eğim ve ekvatorunu göstersen kabartma resimler ile 9 gezegeni gösteren sütunları resim ve çizim şeklinde gösterip izah ediyor. Hikmet bey dertli; bu afiş resmi Cacabey camisi taç kapısının karşısındaki duvara astıramadım. İl Kültür müdürlüğüne elmek (elektronik posta, e-posta) şeklinde yazdım. Bana ihtiyaç yoktur, diye yazdılar diyor. Kırşehir'in en önemli tarihi eserini gelip gören insanlar, yapıdaki zor sanatı, büyük emeği ve 800 yıllık geçmişi görüp hayran kalıyorlar ama oradaki şekil, yapı, malzeme, mana, sır ve mesajları anlayamıyor, öğrenemiyorlar. Bunun için çırpınıyorum ama ilgi bu kadar, diyor.
KALBİ TEMİZMİŞ / NE OLDU?
Hikmet bey Cuma namazına gitmek için zamanı kolluyor sürekli. Kapıdan çıkarken 5-10 kişilik bir grupla karşılaşıyoruz. Vali bey (dün bilgi şöleninde karşılaştık, tanıdım), İl Kültür Müdürü ve bazı görevliler müze kapısına doğru yöneldiler. Onları müze müdürü ve arkadaşları karşılıyorlar. Kültür müdürlüğü ve diğer ilgililerin Cacabey Camisi (medresesi) konusundaki ilgisizliğinden sürekli yakınan Hikmet bey aslında küskün. Ben daha önce ne çok şey biliyor ve anlatıyorsunuz, bu bildiklerinizi yazın diyorum. Ama o, "kime bastıracağım, ilgilenen yok, boş ver” diyor. Ama gerçekte boş veremiyor, dert ediniyor, çırpınıyor. Bir hamle ile vali beye “ sayın valim, ben eski bir basın mensubuyum. Müsaade ederseniz size burada bir resim göstereceğim. Çok mühim. 10-15 metre ilerideki resmin başındayız. Ben de adım adım yanlarındayım. Resmi gösteriyor; “Bu resim Cacabey’in önüne........