EDİRNE GEZİ NOTLARI-5: KARAAĞAÇ-EDİRNE

EDİRNE GEZİ NOTLARI.5

Karaağaç’a doğru yola çıkıyoruz. Aslında bölge dümdüz. Edirne’deki en tümsek yer Selimiye ve çevresi. Allah’tan, Kaleiçi denen Selimiye ve Eski Camiyi kapsayan merkezdeki tarihî bölge sit alanı ilan edilmiş. Bu çok daha önce olsa muhteşem olurmuş. Evlerin yarıdan fazlası zamanın ihtiyaçlarına göre yenilenmiş ve mimarî anlamda dönüştürülmüş. Karaağaç, Meriç nehrinin öbür tarafı. Lozan’da sınır, Meriç nehri olarak belirlenmiş. Karaağaç bölgesi savaş tazminatı olarak Yunanistan tarafından verilmiş bize. Bu yüzden Lozan vurgusunu şehirde cadde adı olarak; Karaağaç bölgesinde ise anıt, meydan ve müze adı olarak fark ediyoruz. Meriç nehri Fırat ve Dicle nehirleri kadar, belki onlardan da daha bol suyu olan deniz gibi bir nehir. Sanki küçük bir İstanbul boğazı. Karaağaç’a Meriç üzerindeki uzun Mecidiye köprüsünden geçiyoruz. Karaağaç bir veya iki katlı bahçeli evleri, dar veya orta genişlikteki sokakları ile yeşil bir Anadolu ilçesi gibi. Resim ve filmlerde gördüğüm Batı Trakya Türk bölgesinin yerleşim yerleri gibi. Pek bozulmamış sanki. 

MERİÇ NEHRİ-GÖRDES BARAJI- GÖLMARMARA GÖLÜ

Bölgenin su ihtiyacı için kaynaklar daha iyi değerlendirilebilir mi diye düşünüyorum. Meriç nehri, Karaağaç bölgesi dışında, bizim Yunanistan’la sınırımız. Bu suyun alınması hukuki olarak bir sorun olursa –belki de olmaz- onun büyük kolu Tunca nehri var. Mesela bölgeye ve İstanbul’a su temin eden, ancak kışın bile yağışlarla tam dolmayan, suyu az olan büyük baraj veya göletlere buradan su aktarılabilir mi? Özellikle kış mevsimlerinde. İmkânsız diye bir şey yok aslında. İyi hesaplamak gerek. İzmir’e içme suyu sağlamak için kurulan Manisa Gördes barajı gibi büyük yanlış hesaplar olmamalı. Devasa Gölmarmara gölü bu sebeple kurudu ve şimdi de tekrar su temini için “Bozdağlardan borularla buraya nasıl su taşırız?” projeleri üzerinde çalışılıyor. Gördes ve Gölmarmara coğrafi olarak kapalı havzadır. Yani buradaki sular denize ulaşmaz. Gölün ana su kaynağı Gördes Kum çayı ile Kayacık çayıdır. Bu da siyaset ve mühendislerimizin bir kısmına iğneleme olsun. Çünkü meslek olarak en çok eleştirilen biz hekimleriz diye düşünüyorum. Sebebi de işin içinde can ve paranın olması. Para da canın yongası çünkü. Neyse, uzun hikâye…

Karaağaç’ta Trakya Üniversitesinin bir yerleşkesi var. Ayrıca merkezdeki Balkan Yerleşkesinde Tıp, Diş Hekimliği Fakülteleri ile diğer fakülte ve yüksekokullar yer alıyor. Tıp Fakültesi hastanesi kaldığımız uygulama otelinin yakınında. Şehir ile Balkan yerleşkesi arasında uzun düz bir cadde var; adı da Lozan. Rektörlük ve Uygulama Oteli de aynı bölgede ve yan yana. Üniversitenin Karaağaç yerleşkesi adeta canlı bir müze alanı. Edirne Eski Gar binası, Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olmuş. Muhteşem bir yapı. Edirne’ye ilk gar 1873’de Sultan Abdülaziz devrinde açılmış. Neoklasik bir mimari tarzında. Demiryolu hattı şehir dışına taşınıp Edirne Yeni Garı hizmete açılınca, 4 Ekim 1971’de bu tarihi garın hizmeti sona ermiş. Sonra burası Trakya Üniversitesine tahsis edilmiş. Şehirlerdeki modern yapıların neredeyse hiç birinin önünde “Burada bir resim çektireyim, çektirelim” demezken, hepimiz “Burada resim çekilmeliyiz” diyoruz. Pek çok alan gibi mimaride de Türk-İslam kimlik ve kişiliğimizi kaybediyor gibiyiz. Kimlik ve kişilik olmazsa kölelik olur, kanaatindeyim. Bu Eski Gar 2.Abdulhamit’in talimatı ile Mimar Kemalettin bey tarafından inşa edilmiş. Grup olarak toplu halde ve ayrı resimler çektiriyoruz. Bahçesinde kömürlü-buharlı eski ama bakımlı bir lokomotif de sergileniyor. 

LOZAN ANITI DAHA GÜZEL OLMALIYDI

Edirne’nin Karaağaç semtindeki bu yerleşkede, Lozan Anıtının temeli 9 Mart 1998’de atılmış ve 19 Temmuz 1998’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından açılmış. Yaklaşık 4,5 ayda tamamlanmış. Hız iyi ama... 1998 yılında Trakya Üniversitesi’nin rektörü Prof. Dr. Osman İnci’dir. Anıt, Lozan Antlaşmasının (24 Temmuz 1923) anısına yapılmış. Amaç, Lozan Antlaşması ile Karaağaç’ın Türkiye topraklarına katılmasını ve Lozan diplomatik zaferini simgelemek. Çünkü bu antlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve özellikle bugünkü batı sınırlarımız tescillenmiş oldu. Yani bir çeşit tapu belgesidir denebilir. Lozan konusunu tartışan kesimler de var. Daha iyisi olabilirdi vs. Daha iyisi Osmanlının........

© tarihistan.org