Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda kulağımda çınlayan maniler, ağıtlar, türküler, yaslar, cenk havaları, zeybek, hoyratlar... kimliğimiz, kişiliğimiz ve benliğimizi oluştururlar. Bundan uzak durmak mümkün değilidir. Aynı coğrafyanın, aynı kültür hamurunun yoğurduğu milletin adına Türk Milleti demişiz. Nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa bizdir, bizdendir, bizimdir. Uzun yıllarca uzak ülkelerde yaşayan Türklerle irtibatımız yoktu. Ya da bilmezdik. Türkiye dışında yaşayan, çile çeken, Türkçe konuşan Kırım Türklerinin milli lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu’nu tanıdığımda çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Türk eğitim sistemi o yıllarda Türkiye dışındaki Türklerden bahsetmezdi. Hatta bırakın Türkiye’nin tarihi geçmişi ve kökenlerine karşı da zaman zaman olumsuz tablolar çizilirdi. Türkiye dışında yaşayan Türklerle ilgili çalışmalar yapanlar ötekileştirilir “ Turancı-ırkçı- faşist” damgası yerdi. Ancak Cemiloğlu’nu Sultanahmette Türk Edebiyatı Vakfında görüp tanımış ve konuşma imkanı bulabilmiştim. Bu olay zihnimde yeni dünyalar açtı. Türkiye dışında yaşayan milyonlarca Türkün yaşadığını öğrenmek için çok çabaladım. Kırım, Kerkük, Balkanlar, Azerbaycan, Güney Kore ve Uygur Türk yurtlarından arkadaşlarım oldu. 1990 sonrası Özbek, Kazak, Tatar, Kırgız,........