Tıbbiyede Türkçe mücadelesi (1860-1870)

Tıbbiyede Türkçe mücadelesi (1860-1870)

14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak gelenekleşmesi ise 1919 yılında İngiliz işgali altındaki İstanbul’da Tıp Fakültesi öğrencilerinin işgali protesto gösterileri ile başlamıştır.

14 Mart 1919’da, Tıp Fakültesi öğrencileri vatanseverlik duyguları ile harekete geçmişler, Haydarpaşa’daki Tıbbiye binasında toplanıp Tıbbiye binasına büyük bir Türk bayrağı asarak İngiliz işgal güçlerine karşı protesto eylemlerini başlatmışlardır. İşgal kuvvetlerine karşı milli direnişe geçen Tıbbiyeliler okul bahçesinde vatanseverlik nutukları atıp işgale karşı istiklali savunan bağımsızlık yanlısı bildiriler dağıtmışlardır.

Bu protesto eylemleri sadece Mekteb-i Tıbbiye’nin başkaldırısı olmanın ötesinde, işgale karşı milli bilinçlenme ve direnişin sembolü haline gelmiştir. Tıp öğrencilerinin bu cesaretli duruşu, işgal altındaki İstanbul ötesinde bu haberin dalga dalga yayıldığı tüm yurda moral kaynağı olmuştur. 1919 yılının o tarihî gününden sonra 14 Mart, Türkiye’de sadece modern tıp eğitiminin başlangıç tarihi olarak değil, tıp camiasının milliyetçi tavrının simgesi olarak Tıp Bayramı şeklinde kutlanmaya başlamıştır. Günümüzde ise 14 Mart Tıp Bayramı, sağlık çalışanlarının emeklerinin kutsandığı, sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin sorgulandığı özel bir gün olarak kutlanmaktadır.

TIBBİYE’NİN GELİŞİM SÜRECİ

II. Mahmud’u modern bir tıp eğitimine başlanması konusunda yazdığı takrirler ile ikna eden hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi, Türk tıp tarihinin yıldız isimlerinden birisidir. Tıbbiyenin açılışında kısa denebilecek bir süre sonra Mustafa Behçet Efendi’nin vefatıyle sarsıntı geçiren tıp eğitimi Osmanlı İmparatorluğu’nun talebi üzerine, dört yıl kadar sonra 1838 yılında, saray hekimi olarak Viyana’dan İstanbul’a gelen, daha sonra Mekteb-i Tıbbiye’de modern tıp eğitimini gerçekleştirmek üzere dekan olarak görevlendirilen Dr. K. A. Bernard’ın yönetiminde yürütülen sistemli çalışmalarla önemli bir gelişme sağlanmıştır. Bu dönemde Mekteb-i Tıbbiye-i Adliyye-i Şahane adını alan okul, tepe yöneticisi Dr. K. A. Bernard’ın talihsiz bir hastalık sonucu çalışmaların verimi alınamadan 36 yaşında iken 1844 yılı Kasım ayında vefat etmesiyle yeniden çalkantılı bir sürece girmiştir.

Bu dönemde Mekteb-i Tıbbiye’den ordunun ihtiyacını karşılayacak sayıda hekim yetiştirilmesinin bir türlü sağlanamaması sürekli rahatsızlık konusu olmuştur. Bu rahatsızlığın giderilmesi için alınan tedbirlerin ilki ve en önemlisi askerî Tıbbiye içerisinde, başarılı öğrencilerin seçildiği ve Türkçe eğitim verilmesi planlanan seçilmiş bir sınıfın 1857 tarihinde ve sonrasında 1867 yılında bu sınıfın nüvesi etrafında Türkçe eğitim yapılan sivil tıp okulunun açılmasıdır. Mümtaz Sınıf’tan yetişen tıbbiyeliler “Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye” adı verilen sivil tıp okulunun kurulmasına ön ayak olmaları yanında, Türkçe eğitime geçilmesine önemli katkılar sunmuşlardır.

EĞİTİM DİLİNİN TÜRKÇELEŞTİRİLMESİ

14 Mart 1827 tarihinde eğitime başlanan Tıbhâne-i Âmire’de başlangıçta derslerin Türkçe, Fransızca ve İtalyanca olması düşünülmüştür. Ancak öğrencilerin hemen hepsi bu yabancı dilleri hiç bilmediklerinden önce dil öğrenmeleri gerekmiştir. Öğrenciler tıp eğitimini bir yana bırakıp, dil öğrenmeye çalışmışlardır. Bu dönemde tıbbiyenin öğretim üyeleri arasında İsmail Paşa, Hayrullah Efendi gibi sadece birkaç Müslüman öğretim üyesi varken öğretim kadrosunun çoğunluğu Avrupalı hekimler ve Osmanlı tebaasından azınlık mensubu hocalar tarafından teşkil edilmiştir. Önceden planlanan altı yıllık eğitim yetersiz görüldüğünden ilk dört sınıfı idadi, sonrası Tıbbiye olmak üzere okul dokuz yıla çıkarıldığında, ilk beş yılda devam eden Fransızca eğitimin dokuz sürdürülmesi söz konusu olmuştur.

Tıp dersleri dışında tarih, coğrafya, matematik ve geometri dersleri de Fransızca verilmiştir. Cemaleddin Efendi’nin, 3 Haziran 1852 tarihinde Mekteb-i Tıbbiye-i Adliyye-i Şâhâne nezâretine tayin edilmesine kadar Türkçe’nin eğitim dili olması ile ilgili hiç bir program uygulanmamıştır.........

© tarihistan.org