FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL VE 27 MAYIS DARBESİ


FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL VE 27 MAYIS DARBESİ

Abbas Bilgili

Cumhuriyetin onuncu yılı dolayısıyla 10 yılda yapılanları da anlatacak şekilde bir marş yazılması ve bestelenmesi istenmişti. Yapılan çalışma sonucunda iki şairin birlikte yazdıkları sözler 1933 yılında Onuncu Yıl Marşı olarak kabul edildi. İstiklal Marşı’ndan sonra en çok okunan ve bilinen marşın sözlerini Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar birlikte yazmışlardı. Günümüzde de gururla söylenen marşın başlangıç mısraları şöyledir:


Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan;
Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan,
Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan.

Türk'üz: Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi;
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!

Marşın yazıldığı 1933 yılında Faruk Nafiz Çamlıbel, 44 yaşında olgun ve ünlü bir şairdi. Behçet Kemal Çağlar ise 25 yaşında şiire hevesli bir gençti. Faruk Nafiz’le dostluk kurmuştu, çünkü öğrencisiydi. Birlikte marş yazacak kadar yakın olan bu iki ünlü şairin sonradan yolları ciddi biçimde ayrıldı. Çünkü araya siyaset girmişti ve rakip partilerde siyasete atılmışlardı. Esasen Faruk Nafiz’in DP’den milletvekili olması CHP saflarındaki arkadaşlarının bir kısmını üzmüş, bazıları da kıskanmıştı. Behçet Kemal Çağlar ile de aralarında bir rekabetin doğmasına neden olur. İkisinin adı geçtiğinde bu rekabet hep konuşulur. Çünkü Behçet Kemal de CHP milletvekilidir. Behçet Kemal Çağlar 1943 ve 1946 seçimlerinde CHP’den milletvekili seçilmiş ve 7 ve 8. dönem millet vekili olarak hizmet etmiş, 1949’da Şemsettin Günaltay’ın başbakan olmasıyla Atatürk ilkelerinden taviz verildiği gerekçesiyle milletvekilliğinden ve CHP’den istifa etmişti.

Faruk Nafiz ise 1946 seçimlerinde DP’den milletvekili seçilmiş ve 27 Mayıs 1960 darbesine kadar TBMM’de bu görevi ifa etmiştir. Şairin milletvekili olarak çok da aktif olmadığı söylenir. Yazar arkadaşı Sabri Esat Siyavuşgil 28 Temmuz 1960 tarihli Yeni Sabah’ta hiçbir zaman ve hiçbir vesile ile kürsüye çıkıp konuştuğunu duymadığını, gazetelerde de okumadığını, onun sadece adının “mebus” olduğunu belirtir. Siyavuşgil’in şairi böyle “sessiz” göstermesinin nedeni aslında onu korumaya yöneliktir, zira bu yazı darbeden iki ay sonra yazılmıştır ve ünlü şair o tarihte Yassıada’da hapistedir. Aynı yazıda Faruk Nafiz’in Edebiyat Akademisi isimli kuruluştan çıkartılması da eleştirilmektedir. Çünkü Faruk Nafiz Yassıada’da iken Edebiyat Akademisi üyeliğinden çıkartılmak gibi bir vefasızlıkla da karşılaştı.

Siyavuşgil’in bu yazısına değinen Doğan Nadi ise 31 Temmuz 1960 günlü Cumhuriyet’te Faruk Nafiz’i şair olarak çok beğenmekle birlikte, mebusluğunu hiç beğenmediğini ve bir çuval inciri berbat ettiğini yazmıştır.

Faruk Nafiz her ne kadar mecliste sessiz ve pasif kalma iddiasıyla eleştirilmiş ise de, onun özellikle Millî Eğitim Bakanlığı plan ve bütçe görüşmelerinde konuşmalar yaptığı da bilinmektedir.

Demokrat Parti içinde ciddi bir parti içi muhalefet vardı. Özellikle de iktidarın son yıllarındaki akıl almaz davranışlarına katılmayan, muhalefete ve basına göz açtırmayan baskıcı tutumu onaylamayanlar vardı. Bu muhalif gruba Yaylacılar deniyordu ve bunlar verdikleri takrirlerle Adnan Menderes’i zorluyorlardı. Darbeden hemen önceki günlerde verilen 90’lık ve 28’lik takrirler bu yönde idi, muhalifler parti grubunu toplayarak bazı önlemler alınmasını istiyorlardı ama sonuç alamamışlardı. Faruk Nafiz de bu muhalif gruba yakındı. Nitekim Yassıada Mahkemesi’ndeki savunmasında bu hususu dile getirmiştir. Yani zannedildiği kadar da pasif bir milletvekili değildi.

27 Mayıs Darbesi’nde DP’nin tüm milletvekilleri, darbeciler tarafından toplanmış ve Yassıada’ya götürülmüşlerdi. Ülkenin sevilen bir şairiydi, şiirleri ders kitaplarında okunuyor, okutuluyordu. “Han Duvarları” ve “Çoban Çeşmesi” gibi şiirleri dillerde dolaşıyordu. Aşk şiirleri çok tutuluyordu. Herhangi bir suç işlememişti. Tek suçu iktidar partisinin milletvekili olmasıydı. Darbe sabahını Kaya Bilgegil’in yazdıklarından okuyalım:

“Faruk Nafiz Çamlıbel, herkesin hayırhahı olan bir insandı. Vefa, en büyük şiârıydı. –Nükte vesileleri hariç- kimsenin aleyhinde konuşmak adeti değildi. Fakat Yassıada’ya ait acı hatıralarından bir türlü sıyrılamıyordu. Darbe sabahının kendi kaderindeki acı tezadından bahsederken:

Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor, diye bizim şiirimizi okuyordu dedi.”

Bu satırlardan da anlıyoruz ki şair, darbe sonrasında karşılaştığı muameleden sadece etkilenmemekle kalmamış, şair arkadaşı ve “talebem” dediği Behçet Kemal Çağlar’ın tutumundan duyduğu rahatsızlığı vurgulamak ihtiyacı duymuştur. Nitekim her ikisinin de arkadaşı olan yazar, milletvekili ve bakan Samet Ağaoğlu da Faruk Nafiz’in Yassıada’nın silah, süngü, hakaret duvarları önüne kadar arkadaşı olduğunu, Behçet Kemal’in ise 27 Mayıs sabahının çılgın alkışlayıcıları arasında karşısına dikildiğini anılarında yazmıştı.

Faruk Nafiz, Yassıada Mahkemesi’nde berat edenlerden biriydi. Belki berat etmesinin de etkisiyle bazı yayınlarda Faruk Nafiz’in Yassıada Mahkemesi’nde verdiği ifadenin hatalı yorumlandığını görüyoruz. Mesela akademisyen İhsan Safi’nin Faruk Nafiz Çamlıbel’in Yassıada Savunması başlıklı makalesinde şu satırları okuyoruz:

“13 Haziranda nezarete alınan Faruk Nafiz Çamlıbel, Yassıada sözde mahkemesine 23 Ağustos 1960 tarihinde savunmasını vermiştir. Aslı Devlet Arşivleri Müdürlüğü, Cumhuriyet Arşivinde bulunan ve ekte de metnini verdiğimiz bu savunmada, Çamlıbel’in adeta Demokrat Partili olduğunu inkâr ettiğini, kendisini onlardan değilmiş gibi göstermeye çalıştığını, hatta bir nevi Demokrat Partiye yapılan suçlamaları kabul ettiğini de görmekteyiz.

Faruk Nafiz Çamlıbel, Demokrat Parti’nin partizan politikalara başladığını, dikta rejimi kurduğunu, şiddet tedbirleri uyguladığını, gazetecileri tutukladığını söylemektedir. Ayrıca partisinin son zamanlardaki gidişatını beğenmediğini, yapılan bu tarz icraatların hiçbirisine katılmadığını, el kaldırmadığını, desteklemediğini de söylemektedir. Yine kendisinin parti içindeki muhalifler arasında olduğunu, gurubu toplantıya davet ettiklerini, eğer toplanabilselerdi kabinede değişiklik yapılmasını isteyeceğini söylemektedir. Yani kendisinin parti içinde muhalif bir konumda olduğunu söylemektedir.”

Bu satırların devamında Faruk Nafiz’in bunları söylerken samimi olmadığı, kendisini kurtarmak için böyle söylediği belirtilmektedir. Öncelikle şunu belirtelim ki, yazarın bu makalesinde Faruk Nafiz’in Yassıada Mahkemesi’ndeki savunması diye verilen metin, mahkemede değil, mahkemeden hayli önceki aşamada soruşturmada verilen ifadedir. Ceza usul hukukunda mahkeme aşamasına gelmeden önce soruşturma aşaması vardır ve bunu savcılar veya sorgu hakimleri yapar. Soruşturmanın sonucunda suçun oluşmadığı kanaatine varılırsa takipsizlik kararı verilerek ceza davası açılmaz. Suçun oluştuğu kanaatine varılırsa dava açılır. Nitekim Yüksek Adalet Divanı adı altında sözde bir mahkeme teşkil eden darbeciler, aynı zamanda bir de Yüksek Soruşturma Kurulu adı altında bir soruşturma grubu oluşturmuşlardı. İhsan Safi’nin makalesinde “mahkemedeki savunma” diye belirtilen metin, soruşturmadaki savunmadır. Nitekim mahkeme 14 Ekim 1960 günü başladığı halde, anılan savunma mahkemenin başlamasından bir buçuk ay önce 29 Ağustos 1960 günü soruşturma kurulu üyelerine verilmiştir. 13 Haziran 1960 gününden itibaren nezarette olan Faruk Nafiz Çamlıbel’in 29 Ağustos 1960 günü ifadesini alan Soruşturma Kurulu üyeleri Fazlı Öztan, Vecihi Tönük ve Süleyman Taşar idi. Faruk Nafiz’in bu ifadesinden “adeta Demokrat Partili olmadığı, kendisini onlardan değilmiş gibi göstermeye çalıştığı, kendisini kurtarmak için böyle konuştuğu” şeklinde bir anlam çıkarmak isabetli değildir. Çünkü Faruk Nafiz zaten parti içi muhalefete yakın duran bir kişidir. Soruşturma Kurulu’na verdiği ifadede de bu hususa değinmiştir. Bu ifade metni şöyledir:

“1946 senesinden beri milletvekiliyim; 13 Haziran 1960 gününden beri nezaretteyim.

Ben aslen öğretmenim. Mebus tahsisatından ziyade kendi yazılarımla geçinirdim. Partizan politika başladığı günden itibaren yazılarımı kestim ve onun dışında kaldım. Hatta önümüzde yapılması melhuz seçimlere girmemek kararında idim. Ben iktidarın dikta rejimi kurmasına gruptaki faaliyetlerle veya herhangi........

© tarihistan.org