Rakı şişesinde bir garip gece |
Köşede küçük bir tezgah bar, arkasındaki raflarda “eski” içkiler. Bembeyaz kolalı örtüleriyle üç masa, servisleriyle hazır. İnceden eski, taş plaktan gibi, Türk Sanat Müziği çalıyor. Işıklar oldukça loş. Sağda bir pencere, restoran usulü, sadece kendisi kadar bir perdeyle örtülü.
Meyhaneci (Mösyö Lambo-Onur Şenol) giriyor dükkanına ve hazırlıklarına başlıyor. İçki şişelerini düzenliyor, çatalı bıçağı parlatıyor. Birazdan her zamanki gibi bir meyhane gecesi başlayacak. Ya da belki de her zamankilerden çok farklı, bambaşka, çok özel bir gece.
Işıl Kasapoğlu’nun 30 yıl önce tasarlayıp kurduğu Semaver Kumpanya’nın oyunu, Hakan Tabakan’ın kaleme aldığı “Güzel Son”, 26. IKSV Tiyatro Festivali kapsamındaki “Istanbul Mon Amour” projesinin bir parçasından ödüllere doymayan, dört yıldır seyircisiz kalmayan bir oyuna evrilmiş. İzlemekte bu kadar geç kaldığıma üzüldüm doğrusu.
Ortama ve İstanbul’un daha güzel zamanlarına geri ışınlanıyoruz: Burası, Mösyö Lambo’nun Meyhanesi. Nevizade’de yakın zamana kadar birahane olarak faaliyetteydi. Orhan Veli’nin keşfi, birçok şair-yazarın ikinci evi olduğu için “Alaylılar Akademisi” diye de anılırdı. Oyunumuz evvel zamanda, bir İstanbul kış akşamında geçiyor. Meyhaneci Mösyö Lambo’dan sonra saçı başı birbirine girmiş, gözlüklü, orta yaşlı, telaşlı ve gergin bir adam geliyor ilk müşteri olarak, “Dışarıda tuhaf bir hava var Mösyö Lambo, sis, pus, göz gözü görmüyor.” Bir masaya oturup bir şeyler yazmaya başlıyor ve de sinirli sinirli konuşmaya devam ediyor. Bu bey, Nurullah Ataç (Ahmet Kaynak). Az sonra kapıdan giren ikinci kişi, mükemmel bir kast uyumuyla, resmen Orhan Veli’nin kendisi (Metin Alpargun). Orhan Veli’yle Ataç atışırken anlaşılıyor ki Orhan Veli’nin çocukluk arkadaşı, kendisi de şair, “Otopsi” adlı tek kitabı 1978’de yayınlanan Halim Şefik Güzelson (Muhammed Türkoğlu) herkese o gece için birer davetiye yollamış, “Lütfen içmeden geliniz!” notuyla. Birazdan Sait Faik (Mehmet Konu), Melih Cevdet (Mertcan Ertürk) ve Suat Derviş (Selen Şenay) hanımefendi de geliyorlar, hepsi dışarıdaki sisli puslu tuhaf havadan şikayet ederek. Oktay Rifat’ı birkaçı dışarıda dolanırken görür gibi oluyor ama bir türlü içeri getiremiyorlar. Ve Türk edebiyatına çok önemli bir damga vuran bu “starlar”ın meyhanede geçirdikleri bir geceyi izliyoruz. Birbirlerine sataşmaları, hayatlarından bilgiler, şiirlerden parçalar, karakterlerinin incelikleri… Orhan Veli düştüğü çukurdan çıkıp gelmiş olduğundan 1950’de gibiyiz ama zamansız, İstanbul’da bir bohem hayatının yaşandığı, meyhanelerde en şık kıyafetleriyle şair-yazar tayfasının yepyeni bir yazın ve düşün dünyası yarattığı o güzel yıllardan herhangi biri de olabilir. Bu davetin anlam ve önemini ise, sonradan öğreneceğiz.
“Güzel Son”, sadece bizi İstanbul’un, Beyoğlu’nun daha naif, daha şık, daha kibar, bohem ve entelektüel yıllarına götürüp hoş bir nostalji yarattığından değil, teknik olarak da çok iyi yazılmış/kurgulanmış bir metin olduğu için de baştan sona keyifle ve hafif bir hüzünle izleniyor.
Diyaloglar doğal, akış ilgiyi hep taze tutacak şekilde ustalıklı, bu kadar ünlü edebiyatçıyı bir araya getirip bundan iddiasız ve alçakgönüllü ama son derece sağlam bir oyun çıkarmak kolay iş değil. Sahaflık yaptığı dönemde 70’li yıllarda Adana’da geçen kısa polisiyeler yazan, yönetmen yardımcılığı ve oyunculuk da yapmış, artık sadece oyun yazan Hakan Tabakan, hem yetenekli hem de iyi araştıran, işinin ehli bir yazar. Yönetmen Volkan M. Sarıöz, metne saygı duymuş, atmosferi yaratmış ve oyuncularına güvenmiş ki bu kadar iddiasız olduğu halde güçlü bir reji, sahnedeki her şeyin birbiriyle uyum içerisinde diyalogda olduğu bir reji çıkarabilmiş. Kimsenin birbirinin önüne geçmediği, ensemble kasta özellikle şapka çıkarmak istiyorum. Taklit etmeye uğraşmadan bu kadar her biri ayrı bir tuhaf tip olan karakterlerin özelliklerini taşıyan, hiç zorlamadan Orhan Veli, Sait Faik, Melih Cevdet gibi büyük karakterleri usulca ete, kemiğe büründüren kastın tamamı çok başarılı. Aralarındaki sessizlikler, bakışlar, bazen aynı anda üç farklı olayın geçtiği yerlerde ritimde hiçbir sarkma, üst üste geçme olmaması, her detayda müthiş bir ensemble oyunculuk sergileniyor. Kastta kimse birbirinin önüne geçmiyor, ancak, bu starlar geçidinde Mösyö Lambo gibi bir meyhaneci karakterinin alçakgönüllülüğünü ziyadesiyle veren Onur Şenol’u özellikle kutluyorum, çocukluğum meyhanelerde geçti, gerçek meyhaneciler tam da böyledir vardırlar ama yokturlar ama her sorunu çözerler ve gerektiğinde lafı gediğine oturturlar. Bir de oyundaki tek kadın karakter ve de yani koskoca Suat Derviş olarak, içeriye girdiği andan itibaren bütün bu ruhu çocuk kalmış erkeklerin akıllarını azıcık başlarından alan, zarafetle özgüveni bir eldiven gibi giymiş Selen Şenay’ın incelikli, doğal oyunculuğu etkileyici. Tabii ki içki içmemesi gerektiği için mahvolmuş bir Sait Faik’i gözleri arada dolu dolu oynayan Mehmet Konu, Orhan Veli’nin canlanıp aramıza dönmüş olduğu hissini veren Metin Alpargun, çocukluğumda yaşlılığına denk geldiğim, bu genç haliyle dahi hafızamdaki Melih Cevdet’le birebir örtüşen Mertcan Ertürk, bütün gerginliği, ciddiliği ama arada esprisiyle de karmaşık bir karakter olan Nurullah Ataç’ı tam hayalimde canlandırdığım gibi tasvir eden Ahmet Kaynak ve sonda çok az sahnede olduğu halde etkisi güçlü hissedilen Halim Şefik/Muhammed Türkoğlu da teker teker alkış ve takdiri hakkediyor. Başak Özdoğan (Dekor-kostüm tasarım), Cem Yılmazer (Işık), Fırat İkisivri (Müzik) de oyunun temel vizyonuyla uyumlu, iddiasız ve işlevsel, başarılı işlere imza atmışlar.
“Güzel Son” üzerine yazarken, yazarı Hakan Tabakan’ın şimdi de ikinci yenilerle ilgili bir oyunu yeni bitirdiğini öğrendim. Turgut Uyar, Tomris Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya… Bu yazarların hayatlarına ben de yetiştim, çocuktum ama çeşitli bar ve meyhanelerde masalarına denk geldim. O yüzden bu oyunu iki kat heyecanla bekliyorum.
O zamana kadar, çağdaş Türk edebiyatını, eski İstanbul’un bohem günlerini, beş parasız şairlere yuva olan meyhaneleri ve iyi yazılmış, iyi yönetilmiş, mükemmel oynanmış oyunları sevenler “Güzel Son”u kaçırmasınlar derim. Örneğin bu ay, 29 Mart Pazar 15.30’da Semaver Kumpanya’da izleyebilirsiniz.