Siyasetin söz ustasına veda…
Gençler bilmez. Türkiye dün sadece bir siyasetçiyi değil, bir tarzı kaybetti. Hüsamettin Cindoruk’un ardından bakınca geriye makamlar kadar cümleler, polemikler ve o kendine has “siyaset dili” kalıyor. Çünkü o konuştuğunda haber olan, sustuğunda merak edilen bir isimdi.
Demokrat çizginin adamı
1930’ların Türkiye’sinde doğdu, 60’ların kırılmasında sivrildi. 60 darbesi sonrasında, Yassıada sürecinde daha genç bir hukukçuyken Adnan Menderes ve arkadaşlarının savunmasında yer alması, onun siyasi kimliğini de belirledi. Ve siyasi kariyerinin omurgasını oluşturdu. O günden sonra Cindoruk için siyaset sadece görev değil, bir “geleneği sürdürme meselesi” oldu.
Merkez sağın inişli çıkışlı hikâyesinde hep sahnedeydi. Bazen ön planda, bazen kuliste ama hep oyunun içindeydi.
Devletin kritik anlarında
Siyasette pek çok kişi koltuk görür, ama herkes “kritik an” görmez. Cindoruk tam da o anların siyasetçisiydi. 1991-1995 yılları arasında TBMM Başkanlığı yaptı, devletin zirvesine vekâlet etti. Turgut Özal’ın ani vefatı ve Süleyman Demirel’in Çankaya’ya çıkışı arasındaki kısa ama kritik dönemde ‘devletin en üst koltuğuna’ vekâlet etti. Türkiye’nin geçiş........
