Korkunun adı: Perperişan

Bugün hem gazeteci, hem de yıllardan beri, gerek profesyonel gerekse amatör olarak uğraşım olan sanatçı kimliğimle sesleneceğim.

Yarın (30 Mart) hakim karşısına çıkacak olan Mabel Matiz’in “Perperişan” şarkısı ve ona yönelik “müstehcenlik” yakıştırması konumuz…

Bu artık bir hukuk meselesi değil; düpedüz bir akıl tutulması…

Yarın mahkeme salonunda yargılanacak olan bir sanatçı değil, bu ülkenin aklı, zevki ve özgürlük kapasitesidir.

Suçlama tanıdık: “Genel ahlakı bozmak.”

Peki o “genel ahlak” kim? Kim karar veriyor neyin müstehcen, neyin kabul edilebilir olduğuna?

Hazırlanan iddianamede şarkıda yer alan ifadelerin "cinsel arzuyu dolaylı biçimde tahrik ettiği, bedensel ve ruhsal metaforlarla erotik çağrışımlar içerdiği, cinsel birleşmeye yönelik betimlemeler bulunduğu" söyleniyor. Benim de gülesim geliyor.

Üstelik Aile Bakanlığı da davaya müdahil oldu ve sanığın ‘cezalandırılmasını’ istedi. Hükümetçe bir şarkının peşine düşüp kovalıyorlar. Ne kadar absürt bir durum! Dinlemezsin olur biter…

Bir avuç muhafazakâr refleksin, bütün bir topluma “ahlak polisi” kesildiği bir düzenle karşı karşıyayız. Beğenmedikleri her şeyi suç ilan eden, anlamadıkları her şeyi yasaklamak isteyen bir zihniyet bu.

Ahlak değil, tahakküm

Bu ülkede sanatçılar yıllardır aynı senaryonun figüranı yapılıyor.

Sezen Aksu bir dizesi yüzünden hedef gösterildi.

Gülşen bir cümleyle tutuklandı.

Ezhel şarkılarıyla mahkeme kapılarında dolaştırıldı.

Ve her seferinde aynı yalan tekrarlandı: “Toplumu koruyoruz.”

Hayır! Toplumu korumuyorsunuz. Toplumu hizaya sokmaya çalışıyorsunuz. Sanatı sterilize etmek, sanatçıyı terbiye etmek, sözü evcilleştirmek istiyorsunuz. Çünkü özgür sanat, itaat eden toplum üretmez.

Müstehcenlik: Hukuk kılıfı, siyasi sopası

“Müstehcenlik” denen şey Türkiye’de hukuki bir kavramdan çok, siyasi bir araçtır. Sınırı yoktur, ölçüsü yoktur, standardı yoktur. İktidarın hoşuna gitmeyen her şey, bir anda “ahlaka aykırı” oluverir.

Bugün bir şarkı sözü “müstehcen” sayılır, yarın bir roman “sakıncalı”, öbür gün bir film “toplumsal değerleri zedeleyici” ilan edilir. Bu bir hukuk uygulaması değil. Bu, doğrudan sansürdür. Üstelik en ilkel haliyle…

Bir şarkıyı yargılamak ne demek? Bir duyguyu, bir imgeyi, bir metaforu suç saymak ne demek? Mahkeme salonlarında şiir çözümlemek, sanatın otopsisini yapmak…

Bu, hukukun değil, korkunun dilidir.

Sanat rahatsız eder, iyi ki de eder

Mabel Matiz’in şarkısı rahatsız edici olabilir. Zaten sanatın görevi budur. Asıl mesele şu: Bu ülkede artık sadece davranışlar değil, duygular da denetlenmek isteniyor. Ne hissedeceksin, ne düşüneceksin, neyi seveceksin… Hepsi tarif edilmeye çalışılıyor.

Bu yüzden bir şarkıdan korkuyorlar. Çünkü o şarkı, kontrol edemedikleri bir alan açıyor. 

Yasaklayın, daha çok söylenecek

Tarih bu ülkeye defalarca şunu öğretti ama hâlâ öğrenilmedi: Yasaklamak, yok etmez, büyütür. Susturmak, bitirmez, yaygınlaştırır.

“Perperişan” bugün mahkeme dosyasında olabilir. Yarın milyonların dilinde olacak. Çünkü insanlar yasaklanan şeye kulak kesilir.

Ve asıl trajedi şu:

Bir şarkıyı yargılayanlar, aslında kendi korkularını kayda geçiriyor.

Sorun “müstehcenlik” değil.

Sorun, özgürlükten duyulan derin ve kronik korku.

Ve o korku, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bir gün mutlaka şarkıya dönüşür.


© T24