Kıbrıs’ta savaşın gölgesi: Ada silahlanıyor |
Ortadoğu’da patlayan savaşın dalgaları Doğu Akdeniz’e ulaştığında ilk sarsılan yerlerden biri Kıbrıs oldu. İran’a yönelik saldırılar, karşılıklı misillemeler ve bölgeye yığılan askeri güçler bir anda adayı yalnızca diplomatik bir ihtilafın değil, aynı zamanda küresel güç rekabetinin de merkezine taşıdı.
Bir tarafta Türkiye’nin kuzeye konuşlandırdığı F-16’lar, diğer tarafta Fransa ve Yunanistan’ın Güney Kıbrıs çevresine gönderdiği savaş gemileri ve savaş uçakları… Ada bir kez daha tarihsel kaderiyle yüzleşiyor: Büyük güçlerin stratejik hesaplarının ortasında kalmak.
Sorulması gereken soru şu: Kıbrıs gerçekten savunuluyor mu, yoksa Doğu Akdeniz’de yeni bir askeri düzen mi kuruluyor?
Kıbrıs halkı endişeli…
Daha dün Kıbrıs’ın Kuzey’i ve Güney’inden toplam 37 STK Temsilcisi, ABD Büyükelçiliği önünde eylem yaparak, “Kıbrıs askerden ve silahlardan arındırılmalı! Kıbrıs üs değil, barış adası olmalı!” dediler.
Savaşın gölgesi adaya düştü
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası bölgedeki gerilim hızla tırmanırken, Kıbrıs doğrudan güvenlik denklemine dahil oldu. İran bağlantılı insansız hava araçlarının adadaki bazı askeri hedeflere yönelmesi ve İngiliz üssüne düşen bir drone olayının ardından Avrupa ülkeleri adayı “ön cephe” olarak tanımlamaya başladı.
Bu gelişmeler üzerine Fransa, Doğu Akdeniz’e savaş gemileri ve hava savunma sistemleri gönderirken, nükleer uçak gemisi Charles de Gaulle de bölgeye yönlendirildi.
Yunanistan da iki fırkateyn ve savaş uçaklarıyla bu askeri varlığa katıldı. Yani Kıbrıs artık yalnızca bir ada değil; Doğu Akdeniz’de kurulan yeni bir askeri hattın merkezi haline dönüştü.
Paris ve Atina’dan “Avrupa sınırı” mesajı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis, Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirdikleri ortak ziyarette son derece sert bir mesaj verdi.
Macron’un sözleri aslında Avrupa’nın yaklaşımını özetliyordu:
“Kıbrıs saldırı altındaysa Avrupa saldırı altındadır.”
Bu ifade sadece dayanışma mesajı değil, aynı zamanda stratejik bir ilan niteliğinde. Çünkü Paris ve Atina’ya göre Güney Kıbrıs artık Avrupa’nın Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu. Güney Kıbrıs, bu dönem sadece AB üyesi bir ülke değil, aynı zamanda Temmuz’a kadar sürecek AB Dönem Başkanlığı’nı icra ediyor.
Bu nedenle Avrupa ülkeleri, adayı yalnızca savunmak değil, askeri olarak tahkim etmek gerektiğini savunuyor.
Türkiye’nin karşı hamlesi
Bu askeri hareketliliğe Ankara da hızlı yanıt verdi. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’a F-16 savaş uçakları ve bazı hava savunma unsurları konuşlandırdı.
Bu adımın iki anlamı var:
Türkiye, Doğu Akdeniz’de kurulan yeni askeri dengeye karşı sahada varlık göstermek istiyor.
Kuzey Kıbrıs’ın güvenliğini doğrudan Türkiye’nin askeri gücüyle sağlamaya devam edeceğini vurguluyor.
Sonuçta adada zaten kırılgan olan denge şimdi çok daha sert bir askeri rekabet ortamına dönüşmüş durumda.
Asıl soru: Bu güçler gidecek mi?
Belki de en kritik soru burada başlıyor.
Fransa’nın ve bazı Avrupa ülkelerinin bölgede planladığı yeni deniz güvenliği misyonu, enerji yollarının korunması ve ticaret hatlarının güvenliği gerekçesiyle gündeme getiriliyor. Ancak birçok analist bu hamlenin Doğu Akdeniz’de kalıcı bir Avrupa askeri varlığı kurma girişimi olduğunu düşünüyor.
Başka bir deyişle:
Savaş bittiğinde bile bu güçler adada kalabilir.
Ve bu durumda Kıbrıs yalnızca bir çözüm bekleyen ada olmaktan çıkıp kalıcı bir askeri üsler zincirine dönüşebilir.
Barış görüşmeleri: Donmuş bir süreç
Tam da bu nedenle Kıbrıs’ta yıllardır devam eden barış müzakereleri daha da çıkmaza girmiş durumda.
Ada 1974’ten bu yana fiilen ikiye bölünmüş durumda ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yalnızca Türkiye tarafından tanınıyor.
Birleşmiş Milletler çerçevesindeki müzakereler ise uzun süredir ilerleme kaydedemiyor.
Şimdi yeni askeri yığınaklar bu süreci daha da zorlaştırıyor. Çünkü askeri güvenlik gündemi büyüdükçe siyasi çözüm ihtimali küçülüyor.
Doğu Akdeniz’in barut fıçısı
Kıbrıs, tarih boyunca imparatorlukların ve büyük güçlerin kesiştiği bir ada oldu.
Bugün tablo yine aynı:
Avrupa Birliği adayı bir savunma hattına dönüştürmek istiyor.
Türkiye kuzeyde askeri varlığını güçlendiriyor.
Yunanistan ve Fransa bölgeyi stratejik bir cephe olarak görüyor.
Ortadoğu’daki savaşın ateşi Doğu Akdeniz’e sıçradığında Kıbrıs bir anda jeopolitiğin merkezine oturdu.
Ada yine başkalarının savaşında
Kıbrıs’ın trajedisi belki de hiç değişmedi.
Ada halkı hâlâ bir barış anlaşmasını bekliyor. Ama adanın çevresinde savaş gemileri dolaşıyor, savaş uçakları devriye geziyor ve büyük güçler “güvenlik” adına yeni askeri düzenler kuruyor.
Kıbrıs bugün bir barış adası değil, büyük güçlerin Doğu Akdeniz’de kurduğu yeni güvenlik mimarisinin laboratuvarına dönüşüyor. Bir yanda Türkiye’nin askeri varlığı, diğer yanda Fransa ve Yunanistan’ın Avrupa adına adayı stratejik bir ileri karakol gibi konumlandırma çabası… Ve de ‘Garantör ülke’ konumumdaki İngilizlerin askeri varlığı…
Ortadoğu’daki savaşın yarattığı korku, aslında yıllardır çözülemeyen Kıbrıs sorununu daha da militarize ediyor. Çünkü güvenlik söylemi büyüdükçe diplomasi küçülüyor. Ve tarih bize şunu defalarca gösterdi: Kıbrıs’ta silahların sayısı arttığında barış ihtimali değil, gerilim ihtimali büyür. Bugün adada kurulan askeri denge, belki bir savaşı caydırabilir; ama aynı zamanda Kıbrıs’ı kalıcı bir jeopolitik cepheye dönüştürme riski de taşıyor.
Bu kadar silahın arasında barış gerçekten mümkün mü?
Ada çözüm bekliyor, dünya ise silah taşıyor. Ve Kıbrıs bir kez daha kendi barışını değil, başkalarının savaşını tartışmak zorunda kalıyor.