menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hani biz evlenecektik?

25 0
23.04.2026

Bu yazı bir izdivaç yazısı. Bir “Aşk ve Nefret” hikâyesinin özeti.

Bitmeyen Adaylık, donmuş müzakereler ve karşılıklı konfor alanından bahsedeceğim.

Aslında kısaca Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinden söz edeceğim. Evlenmek için yola çıkan, zaman zaman aşk, zaman zaman da nefret duygularının ön plana çıktığı o ilişkiden…

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin son açıklamaları, ilk bakışta diplomatik bir denge arayışını yansıtıyor gibi görünse de, aslında çok daha derin bir gerçeğin üzerini örtüyor: Türkiye–AB ilişkileri artık bir ilerleme hikâyesi değil, karşılıklı olarak idare edilen bir “mesafe siyaseti”ne dönüşmüş durumda. Taraflar birbirini eleştiriyor, ancak bu eleştiriler ne gerçek bir dönüşüm yaratıyor ne de ilişkileri kopma noktasına getiriyor. Ortaya çıkan tablo, giderek kurumsallaşan bir statükoyu işaret ediyor.

Stratejik bir vaadin aşınması

Bilenler biliyor. 44 yıllık gazetecilik yaşantımın 35 yılını Avrupa’da Türkiye-Avrupa ilişkilerini yazarak geçirdim. Bu yazının başlığını taşıyan bir kitap bitmek üzere… Yani “Hani biz evlenecektik?”… kitabın adı… Yani bir aşk ve nefret ilişkisi…

Türkiye’nin Avrupa yolculuğu, 1963 Ankara Anlaşması ile başladı; 1999 Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsü kazanmasıyla yeni bir aşamaya geçti. O dönemde verilen söz açıktı: Demokratikleşme, hukuk devleti ve insan hakları alanında ilerleme sağlandıkça Türkiye’nin üyelik yolu açılacaktı.

Ancak bu vaat zamanla aşındı. Avrupa Birliği, Türkiye’nin adaylığını hiçbir zaman tam anlamıyla içselleştirmedi. Türkiye ise bu süreci uzun süre bir “geri dönüşsüz hedef” olarak sundu. Gelinen noktada ise adaylık, iki tarafın da ciddi biçimde inanmadığı bir diplomatik etikete........

© T24