Avrupa’da caydırıcılık adına silahlanma kararı…

Ortadoğu’da patlayan her kriz, Avrupa’da yankı bulur; ancak bu kez yankı bir endişe değil, silahlanma kararı olarak geri dönüyor. Bu karar önemli… Silaha sarılma kararı, barış ihtimalini ortadan mı kaldırıyor? ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, yalnızca bölgesel dengeleri değil, Avrupa’nın güvenlik algısını da kökten sarsmış durumda…

Paris’ten Berlin’e, Londra’dan Brüksel’e yükselen mesaj net: Diplomasi yeterli değil, nükleer caydırıcılık yeniden masada… Ortak savunma stratejileri hızlanıyor, Avrupa Soğuk Savaş sonrası en sert güvenlik kırılmasını yaşıyor. Macron açıkladı. Aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu sekiz Avrupa ülkesi ‘ittifak’ kuruyor. Bu tablo, dünyayı yeni bir jeopolitik eşiğe sürüklüyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askerî operasyonlarının hemen ardından Avrupa’dan gelen açıklamalar, bir dönemin sonu ve yeni bir stratejik belirsizliğin başlangıcı olarak okunmalı: Nükleer caydırıcılık tartışmaları, artan savunma hazırlıkları ve diplomatik denge arayışlarının önüne geçiyor. Akla istem dışı şu soru geliyor: “Savaşın boyutu ne kadar genişleyecek ?”

ABD, İsrail ve İran

Güç politikası ile hegemonya arayışına giren ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği operasyon, söz konusu ülkenin nükleer kapasitesini hedef alan askeri bir hamle olarak algılanıyor. Bu saldırıların en çarpıcı sonuçlarından biri, İran’ın siyasi liderliğinin ağır kayıplar verdiğinin rapor edilmesi. Bu durum, savaşın kapsamını yalnızca askeri bir operasyon olmaktan çıkararak rejim değişikliği hedefli stratejik bir tercih şeklinde yorumlanıyor.

Bu bağlamda ABD’nin tutumu, klasik hegemonya koruma ve yayma stratejisi çerçevesinde okunabilir: Amaç, nükleer yayılmayı engelleme meşruiyeti altında bölgesel kontrolü pekiştirmek.

Fransa........

© T24