Ana dilden doğan devlet: Bangladeş |
21 Şubat, dünyanın dört bir yanında kutlanan Uluslararası Ana Dil Günü’dür. UNESCO’nun 1999’da ilan ettiği bugün, dil çeşitliliğini, kültürel çoğulculuğu ve her insanın kendi ana diliyle var olma hakkını hatırlatır. Bu tarih yalnızca sembolik bir gün değil, insanlığın ortak hafızasında yer etmiş bir direnişin ve bir halkın kendi diliyle ayakta kalma kararlılığının ifadesidir.
Dil, insanın dünyayla kurduğu ilk bağdır. İnsan düşünmeyi, sevinmeyi, itiraz etmeyi, sevmeyi ana diliyle öğrenir. Keza, ürettiği kültürel, sanatsal ve estetik değerlerin; masalların, şiirlerin, şarkıların, öykülerin köklerini, insanın ana diliyle kurduğu ilişkiden aldığı açıktır.
Bu nedenle ana dil yalnızca bir iletişim aracı değildir; kimliğin, belleğin ve kültürün taşıyıcısıdır. UNESCO verilerine göre bugün dünyada 7.000’den fazla dil konuşulmakta. Ancak bu dillerin yaklaşık yarısı yok olma tehlikesi altında. Buna karşılık dünya üzerinde yaklaşık 200 devlet bulunuyor. Bu basit istatistik, siyasal sınırlarla kültürel gerçekliğin örtüşmediğini gösteriyor.
Bengal’in uzun yürüyüşü
1947’de Britanya Hindistan’ının bölünmesiyle kurulan Pakistan iki ayrı coğrafyadan oluşmaktaydı: Batı Pakistan ve Doğu Pakistan. Nüfusun çoğunluğu Doğu’da yaşıyor ve Bengalce konuşuyordu.
Durum böyleyken 1948’de Urduca tek resmi dil ilan edilir. Bu karar, nüfusun çoğunluğunun dilini dışlayan siyasal bir tercihti. Oysaki Bengal halkı için mesele yalnızca dil değildi; eşit yurttaşlık meselesiydi. Bu asimilasyona tepki olarak 1948’de “Bengal Dil Hareketi” kurulur ve “tek tipçi” politikalara karşı başta eyalet başkenti Dakka olmak üzere, Doğu Pakistan’ın belli başlı büyük şehirlerinde binlerin, onbinlerin katıldığı kitlesel gösteriler başlar.
1952 yılına gelindiğinde üniversite öğrencileri ve aydınlar “Bengalce resmi dil olsun” talebiyle örgütlenir. 21 Şubat 1952’de Dakka........