Gerçeklerin izinde: Seymour Hersh ve Cover-Up belgeseli

Diğer

Konuk Yazar

19 Ocak 2026

Seymour Hersh belgeseli

2005 yılında Cover-Up’ın yönetmenlerinden Laura Poitras, Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Myron Hersh’e bir belgesel fikriyle gittiğinde, Hersh henüz kendi hikâyesini anlatmaya hazır olmadığını söyleyerek teklifi reddetmişti. Aradan neredeyse yirmi yıl geçti ve Poitras ile Mark Obenhaus’un yönettiği belgeselde yer almayı kabul etti. Bu kez yalnızca hafızasını değil, gazetecilik yaşamı boyunca tuttuğu kapsamlı notları da ekiple paylaştı. Paylaşımın en temel koşulu ise, notlarda geçen isimlerin gizliliğinin titizlikle korunmasıydı.

Netflix yapımı Cover-Up, Hersh’ün kariyerini kronolojik bir biyografi olarak anlatmanın ötesine geçiyor. Belgesel, bilgi akışının ve kamusal hafızanın nasıl üretildiğini sorgulayan politik bir metin olarak okunabilir. Ortada dolaşan soru şudur: “Devlet neyi saklar, gazeteciler neyi açığa çıkarır?” Bu soru, Michel Foucault’nun bilgi–iktidar ilişkisi tartışmalarıyla kesişir. Foucault, bilginin iktidar tarafından üretildiğini ve dolaşıma sokulduğunu vurgularken, gazeteciliğin bu dolaşımı kesintiye uğratan pratiklerini daha sınırlı biçimde ele alır. Hersh’ün gazeteciliği ise bilginin yalnızca bastırılmadığını, aynı zamanda yeniden çerçevelenerek zararsızlaştırıldığını gösterir. Burada mesele, hakikatin yok edilmesi değil, kabul edilebilir, “makul” bir anlatı içine yerleştirilmesidir.

Herkes hakikate eşit biçimde erişebilir mi, yoksa bu erişim belirli kurum ve yetkilere mi bağlıdır? Hersh’ün belgeselde söylediği “Kime güveneceğini bilemezsin. Size de güvenmiyorum” sözü, kişisel bir kuşkudan öte, bilginin kurumsal olarak nasıl üretildiğine ve dolaşıma sokulduğuna yönelik yapısal bir itirazdır. Bu yaklaşım, Hersh’ün gazeteciliğini klasik haber anlatımının ötesine taşıyıp onu iktidarın sessizliklerini bozan bir karşı-hafıza pratiği olarak konumlandırır.

Bu karşı-hafızanın en çarpıcı örneklerinden biri, Vietnam Savaşı sırasında yaşanan My Lai katliamıdır*. Yüzlerce sivilin Amerikan askerleri tarafından öldürüldüğü bu olay, yalnızca savaşın değil, anlatının da bir parçası hâline getirilmiştir. Katliamın ardından Amerikan askeri yetkilileri ve üst düzey komutanlar, olayın üzerini örtmeye yönelik bir tutum benimsemiş, bilgi akışını sınırlayan ve medyanın gerçeğe ulaşmasını engelleyen kurumsal bir sessizlik stratejisi izlemişlerdi. Yine de olayın tamamen karanlıkta kalmasını engelleyen ilk adım Amerikalı asker Ronald Ridenhour’dan geldi. Ridenhour, My Lai’de yaşananları sistematik biçimde belgeleyerek başta Başkan Nixon ve Kongre üyeleri olmak üzere yetkililere mektuplar göndermiş, resmî soruşturmaların yolunu........

© T24