menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Çubuğu tersinden yakmak”: Yalçın Küçük

27 0
08.04.2026

Sayısız tarihçinin öve öve bitiremediği “Muhteşem Yüzyıl”, Osmanlı’nın Yahya Kemal üslubuyla, “Tuna’dan kafilelerle geçtiği”, Avrupa’yı inlettiği Yükselme Devri hakkında, ters değerlendirmelerden biri Yalçın Küçük imzasını taşıyor.

“Atamanoğlu Fatih” kitabında, hacimli ve çok değerli bir yapıt, Yalçın Küçük şu tespitte bulunuyor:

“Yükselme Devri Avrupa’nın iki büyük sorunu yaşadığı yıllara denk düşmektedir.

İlki, o dönemde Avrupa veba ile kırılmaktadır.

İkincisi de, Avrupa kendi savaşlarıyla uğraşmaktadır.

Osmanlı’ya pay çıkartırken, bu gerçekleri ihmal etmek, yanıltıcı olur”.

Onun çok sevdiği “tezlerden” biri olmak üzere.

Ankara’da ilk beş

Yalçın Küçük aramızdan ayrılıyor. Haberi büyük üzüntüyle duyduğumda, 1970’lerin ikinci yarısı, 80’ler ve 90’ların Ankara’sı gözümün önünden hızla akıyor.

1974 sonunda çaylak bir gazeteci olarak İstanbul’dan Ankara Cumhuriyet Bürosu’na gittiğimde, Ankara’ya aşina olmayan kimliğimle, ilk tanıdığım beş kişiden biri de o:

Hikmet Çetin, İcen Börtücene, Oktay Varlıer, Yılmaz Sezek ve Yalçın Küçük.

Beşi de Mülkiyeli, beşi de Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yöneticisi, beşi de çok değerli.

DPT o yıllarda üniversite ötesi. Türkiye’ye yol gösteren, siyasi iktidarların mutlaka görüş aldığı, önerilerini çoğunlukla yerine getirdikleri, akıllı ve bilgili insanların toplandığı bir kurum. AKP ne yazık ki, o DPT’yi 2011 yılında kapatıyor, AKP’nin en kötü, en yanlış kararlarından biri.

Planlama kitapları

Mülkiye’yi bitirdikten sonra, Yalçın Küçük DPT’de önce uzman, daha sonra “Uzun Vadeli Planlar Şube Müdürü”.

Planlı ekonomi onun alanı.  Türkiye ve Sovyetler Birliği planlaması üzerine kitaplar yazıyor.

DPT sonrasında Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) çok faal, Behice Boran yanlısı.

TİP için Kalkınma Planı hazırlıyor. Behice Boran’ın TİP’in Planını basına tanıttığı, benim de katıldığım toplantı hala gözümün önünde.  

Bir ara Müşerref Hekimoğlu ve Altan Öymen’in yönettiği ANKA Ajansı’nda çalışıyor. Cumhuriyet Gazetesi’ne ekonomi sayfası hazırlıyor, ekonomik yorum yazıyor. 1976 yılında Cumhuriyet’ten ayrılınca, ekonomik yorum sütunu bana veriliyor.

DPT uzman ve yöneticilerine yakın olduğum o dönemde, üniversiteye dönmüş Yalçın Küçük ile sık sık görüşüyoruz. Muhteşem zekası, olağanüstü bilgisiyle herkesi hayran bırakıyor.

Son yıllarda belki pek popüler değil, zaten bir kaç yıldır hasta ancak, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli entelektüellerden biri.

Keskin yorumlar, ters tezler

Günlük yorumları, farklı alanlardaki kitapları çok ses getiriyor.

Günlük yazılarında, her kitabında ortaya attığı tezlerle, kendisinin sıkça kullandığı deyimle, “çubuğu tersten yakmayı” çok seviyor.

En ters, topluma en yabancı, ilk duyulduğunda, çoğunluğun itiraz ettiği, fakat tartıştığı tezler içeren kitapları, analitik düşünce “çubuğu tersten yakmakla” başlıyor.

 Hepsi iddialı, orijinal tezlerle, kimine göre komplo teorileriyle dolu tam 47 kitap yazıyor.

Akıl almaz bir çalışkanlık ve verimlilik.

“Türk Aydını Üzerine Tezler”

O kitaplar arasında önde gelenlerden biri “Türkiye Üzerine Tezler”.

Bir diğeri Türkiye’nin Kültür Tarihi niteliğinde, beş ciltte topladığı “Türk Aydını Üzerine Tezler”. Resmi tarihi reddeden, engin bilgi ile yoğrulmuş, ilk kez karşılaştığımız tezler.

Çok bilgi insanı galiba biraz hırçın yapıyor. Sevimli, dost görünümü altında, sanırım Yalçın Küçük de biraz hırçın, hele de siyasette.

Teorisi ve pratiği ile Türkiye’de sosyalizmi en iyi bilenlerden biri. Sol partilerde ve dergilerde önce çok önde, ama bir süre sonra siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle ayrılıklar onun kaderi.

Kalpak ve uzun kırmızı atkı

2000’li yılların başında bir TV kanalında yayınlanan “Kalemler ve Kılıçlar” programı da, “çubuğu tersten yaktığı” söyleşiler arasında.

Başında Milli Mücadele kalpağı, boynunda yerlere kadar uzanan kırmızı atkısıyla çıktığı programlar büyük ilgi uyandırıyor.

Kurtuluş Savaşı ve Atatürk sevgisiyle dolu. Buna karşılık, tek parti yönetimini “Kadroların Dönekliği” yazısıyla yerden yere vuruyor, hazır Sovyet modeli var işte ama, Atatürk’ten asla vazgeçmiyor.

Her kesimi, partiyi, kişiyi gözünü kırpmadan kıyasıya eleştiriyor. Hepsinin gerekçesi var. Yine de, gülümseyen ve sevecen tonda.

“Bölge Devrimcisi”

Adını Türkiye’nin düşünce tarihine yazdırıyor.

Bilgisine güveniyor, hiç ödün vermiyor, solculuktan Ergenekon’a kadar farklı nedenlerle toplam yedi yıl hapis yatıyor. Her hapisten bir kitap yazarak çıkıyor. “Bilim ve Edebiyat” dahil.

İngilizce, Fransızca, Latince, Rusça’ya ek olarak Kürtçe’nin lehçelerini biliyor.

Bekaa Vadisi’ndeki söyleşide Öcalan’ı “Bölge Devrimcisi” olarak tanımlıyor, Kürtçülükten hapse giriyor.

Sonrasında gittiği Fransa’da Kürtlerle birlikte yaşıyor.

Bodrum ve Ankara

Son altı, yedi yılında hasta, Bodrum ve Ankara’da. Okuyup yazmaktan kopuyor.

Hareketli yaşamı, yaratıcı düşünceleriyle, popülizme kapılmadan Türkiye en değerli bilim adamlarından birini kaybediyor.

Geriye onu tanımış olmanın tesellisi kalıyor.


© T24