Yeni din: Futbol |
Toplu bulunma ortamları aynı zamanda toplumlaşma iştahını artıran masif bir birliktelik ortamıdır. Bir yandan bir yere, bir ortama, bir kitleye ait olma arayışı, diğer yandan da kendi aidiyetini bir yere karşı çıkarak anlamlandıracağın bir rakip taraf arayışı. Çünkü taraftarlık aynı zamanda bir karşı taraf oluşturmaktır da. Futbol böyle bir sosyolojik katman oluştururken aslında dinsel formasyonu andıran bir ritüel ortamının da oluşmasını sağlıyor. Din bağlanmak demektir; re-ligare (yeniden-bağlamak) köklerinden türeyen bir sözcüktür. Siyasi kalıplar içinde şekillenen kitleler de meydanlarda birikirken aslında bir bağlanma ritüelini gerçekleştirirler. Futbol bu yönüyle dine dönüşmeye oldukça yakın bir fenomen gibi duruyor. Stadyumlar neredeyse bir toplu ibadet alanına dönüşmüş; taraftar olmak aynı zamanda bir bağlanma biçimidir de...
Futbolu yalnızca bir spor değil, bir ritüel üretim alanı ve aidiyet makinesi olarak ele almak lazım; bu, özellikle modern toplum analizlerinde ciddi karşılığı olan bir perspektif sunabilir. Öncelikle “birlikte bulunma” meselesi klasik sosyolojide Émile Durkheim’ın “kolektif taşkınlık” dediği duruma çok yakın. Kalabalıklar içinde birey, tekil kimliğini askıya alıp daha büyük bir bütünün parçası haline gelir. Stadyum bu anlamda sadece bir mekân değil, bir duygu yoğunlaştırıcıdır. Orada yaşanan coşku, öfke, umut – hepsi paylaşıldığı için büyür ve kutsallaşmaya yaklaşır.
İkinci olarak, “karşı taraf” meselesi var. Taraftarlık yalnızca aidiyet değil, aynı zamanda negatif bir tanımlamadır: “Biz kimiz?” sorusu çoğu zaman “Onlar kim değil?” üzerinden kurulur. Bu, kimliğin diyalektik yapısıdır. Futbol burada neredeyse bir mitoloji kurar; kahramanlar (oyuncular), kutsal renkler (formalar),........