Sanat/sanatçı: Görüntü rejimi ve ontoetik rejim
Sosyal medyada sürekli görüntüde kalma çabası, ne kadar görünür olursan o kadar değerli olma duygusu... Bu sadece sosyolojik katmanda, gündelik ilişkilerde kalsa ve üst kültür alanına bir yapay değer olarak sızmasa tedirgin olmaya gerek yoktu; ama iş çığırından çıkmış gibi. Bu durum özellikle sanat alanında çok rahatsız edici boyutlara varmış durumda. Artık gerçek sanatçı kim, sanatın gözettiği etik ve estetik değerler nelerdir, her şey alt üst olmuş durumda. Tuhaf bir cazibe arayışı içinde kendine itibar devşirmeye çalışan insanlarla kuşatılmış durumdayız. Ve bu durum, iktidarlara yakın olma çabasıyla da hiçbir sahiciliği olmayan itici bir siyaset–sanat ilişkisini doğurmuştur.
Dijital ortam, değeri içerikten çok “dikkat ekonomisi” üzerinden ölçüyor. Bu, klasik estetik yargının yerini niceliksel metriklere (beğeni, paylaşım, erişim) bırakması demek. Burada sorun sadece yüzeysellik değil; algoritmik kürasyonun estetik yargının yerini alması. Yani artık “iyi olan görünür” değil, “görünür olan iyi” sayılıyor. Bu durumda sanatçının konumu üreticiden performere kayıyor.
“Sanatçı” giderek bir yapıt üreticisi olmaktan çıkıp bir sürekli görünürlük yöneticisine dönüşüyor. Bu da iki sonuç doğuruyor: İçsel derinlik yerine dışsal görünürlük baskısı ve yapıtın kendisinden çok sanatçı imgesinin dolaşıma girmesi. Artık eser ve düşüncenin yetkinliği değil, imaj rekabet ediyor.
“Gösteri”den “görüntü”ye geçişi yalnızca bir yoğunlaşma değil, niteliksel bir kırılma olarak ele almak daha açıklayıcı olur. Burada klasik “gösteri toplumu” analizinin (örneğin Guy Debord) işaret ettiği temsil........
