menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rastlantı ve farkındalık olarak sanat

7 0
yesterday

Sanatla ilgili birçok perspektiften tanımlamalar ve açılımlar yapıyoruz. Sanatı bir entelekya kuşatması altına alarak anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. Her ne kadar bilimle sanat arasında bilgiyle kurulan ilişki benzerlikler taşısa da sanatın bu algısal esnekliği zihnimize daha keskin bir düşünce yeteneği kazandırıyor. Bu yüzden bilime katkıları olan zekâların sanatsal yaratıcılıkla bağlantılı bir akıl yürütme yordamları mutlaka vardır. Sanat her ne kadar bir bilincin tasarısı halinde ilerlese de sezgilerin önemi büyüktür. İşte burada karşımıza iki kavram çıkıyor: rastlantı ve farkındalık.

Bir sanatçı için bilgi, yani episteme sadece bir araç değil uyarandır da. Bilgi bir sanatçının zihninde o bilgiyi aşan bir farkındalık durumu yaratır. Bilgi yöndür ancak bu yönün gidişine uygun da bir yürüme hali söz konusudur. İşte bu yürüme hali rastlantılara da açık bir alanıdır aynı zamanda. Tasarı ve isteme durumu sanatçının düşünsel aksını oluştursa da yaratıcılık sürecinde ortaya çıkan beklenmedik zihinsel uyarılmışlık halleri sanatsal üretimin değerli bir sürecini oluşturur. İşte burada ve bu anda sanatçının bu rastlantı karşısında elde edeceği yaratıcı kazanım bunun farkında olabilmektir. Yani diyeceğim, aslında sanat düşünce ve eylemin bütünlüğü açısından böyle bir rastlantı ve farkındalık mekanizmasının bir karşılığıdır; bilim de bundan farklı bir yaratıcı süreci içermiyor.     

“Rastlantı” ile “farkındalık” arasında kurduğum gerilim hattı kendi düşünsel ve eylemsel süreçlerimdeki yaklaşımımı da açıklayıcıdır. Bu ikisini karşıt değil, birbirini mümkün kılan iki süreç olarak ele alıyorum. Ayrıca sanat–bilim paralelliğini kurarken bilgiyi sadece bir araç değil, bir tetikleyici unsur olarak da konumlandırıyorum. Sanatta veya bilimde rastlantı, ancak farkındalıkla anlam kazanır; farkındalık ise rastlantıyı yaratıcı bir olaya dönüştüren bilinçtir. Bilimsel keşiflerde de rastlantı – farkındalık ilişkisi çok belirgindir (örneğin bir hatanın keşfe dönüşmesi gibi). Bilimde rastlantı “veri” olarak ortaya çıkar, sanatta ise “deneyim” olarak; ama her ikisinde de belirleyici olan onu fark eden zihindir.

Sanatçının karşılaştığı rastlantı, aslında dış dünyaya ait bir rastlantıdan çok, zihnin o anki açıklığıyla ilgilidir. Aynı olay, farkındalığı düşük bir bilinçte sıradan bir an olarak akıp giderken, uyanık bir bilinçte yaratıcı bir kırılmaya dönüşebilir. Bu nedenle rastlantı, kendi başına üretken değildir; onu üretken kılan, sanatçının o ana yönelik dikkat yoğunluğu ve içsel hazırlığıdır. Belki de bu yüzden sanat, planlanmış olanla karşılaşılanın sürekli bir müzakeresidir. Bu müzakere, ne tam bir uzlaşmayla sonuçlanır ne de kesin bir çatışmaya dönüşür; sanat eseri, tam da bu gerilimde var olur. Rastlantı ham malzeme içinde belirirken, farkındalık dönüştürücü bir güç olarak belirleyici karara dönüşüyor. Sanat bu dönüşümün gerçekleştiği alandır. Söylediğim şey aslında biraz da “salt rastlantı yoktur”a yaklaşıyor olsa da anlatmak istediğim şu: rastlantı durumu bir anda herhangi bir nedensellikten bağımsız olarak ortaya çıkan bir şey değildir. Rastlantı, nesnel bir olay değil; öznenin farkındalık düzeyine bağlı olarak ortaya çıkan, beliren bir şeydir. Bu nedenle rastlantı, kendi başına üretken değildir bir içsel hazırlık durumudur.

Belki de sanatçı için tam anlamıyla rastlantı diye bir şey yoktur; yalnızca fark edilmemiş ve öngörülmemiş olan vardır. Ancak rastlantı sözcüğünü kullanmadan farkındalık durumunu açıklayabilmek de kendi dayanağından eksik kalır. Farkındalık sadece anlık bir şey değil, bir birikimin sonucu: deneyim, bilgi, deneyim, dikkat disiplini, bir açıklık anıdır. Bu açıklık, yalnızca anlık bir uyanıklık değil; bilgi, deneyim ve dikkat disiplininin zaman içinde oluşturduğu bir hazırlık halidir.

Söylediklerimi pekiştirecek olursam; sanatta rastlantı, ancak farkındalıkla anlam kazanır; farkındalık ise rastlantıyı yaratıcı bir olaya dönüştüren bilinçtir. Sanatçının karşılaştığı rastlantı, dış dünyaya ait bir rastlantıdan çok, zihnin o anki açıklığıyla ilgilidir. Aynı olay, farkındalığı düşük bir bilinçte sıradan bir an olarak akıp giderken, uyanık bir bilinçte yaratıcı bir kırılmaya dönüşebilir. Bu nedenle rastlantı, kendi başına üretken bir güç değildir; onu üretken kılan, sanatçının o ana yönelik dikkat yoğunluğu ve bilgi ile deneyimin zaman içinde oluşturduğu içsel hazırlık halidir. Belki de bu yüzden sanat, planlanmış olanla karşılaşılanın, rastlantının sürekli bir müzakeresidir ve eser tam da bu gerilim hattında ortaya çıkar.

Sonuç olarak, tesadüf sanatta dışsal bir rastlantı olarak değil, yaratıcı akış içinde beliren ve farkındalıkla birlikte anlam kazanan bir durum olarak düşünülmelidir. Sanatçı, karşılaştığı bu beklenmedik anı fark ettiği ölçüde onu rastlantı olmaktan çıkarır ve kendi tasarısının bir parçası haline getirir. Böylece yaratım süreci, önceden belirlenmiş bir planın uygulanması değil, plan ile karşılaşmanın sürekli olarak yeniden kurulduğu dinamik bir alan haline gelir. Sanat, tam da bu nedenle, rastlantı ile farkındalığın kesiştiği yerde ortaya çıkar.


© T24