Mezotopya: Dijital iletişim çağında hakikatin askıya alınması
Gerçekle kurgu arasında askıda kalan an. Hakikatin nefesiyle dans eder kuşku. Unuturuz neyi bilip neyi bilmediğimizi. Bir yudum gerçek, bir yudum yalan. Ve biz saydam bir boşlukta geziniriz esrik ve yaman. Mekân belirsiz – geçip gitmez zaman. İşte burası, mezotopya: Hakikatin askıya alındığı ara-düzlem. Hafızadan silinmiş ütopya… Tahayyülden eksilmiş mekânlar yerine arzuların zihinlere zulalandığı bir bedensiz imaj çağı… Varmışız ama yokmuşuz gibi…
Modern iletişim ekosistemi hakikatin üretimi, dolaşımı ve algılanma biçimlerinde köklü bir dönüşüme işaret etmektedir. Klasik düşünsel çerçeveler, bu dönüşümü açıklamak için uzun süre ütopya, distopya ve Michel Foucault tarafından kavramsallaştırılan heterotopya gibi kavramlara başvurmuştur. Ütopya, ideal olanın tahayyülünü; distopya, bu tahayyülün karanlık karşı-olasılıklarını; heterotopya ise gerçeklik içinde farklı kurallarla işleyen “öteki” mekânları temsil eder. Ancak günümüz dijital iletişim ortamı, bu üçlü çerçevenin ötesine geçen yeni bir deneyim alanı üretmektedir; bunu da önereceğim “mesotopya” kavramıyla açıklamaya çalışacağım.
Bu yeni durumda mesele, ne ideal bir düzenin tasarımı ne de onun yıkıcı karşıtıdır; aynı şekilde alternatif mekânsal düzenlemelerle de sınırlı değildir. Aksine, güncel iletişim pratikleri hakikat ile temsil arasındaki ayrımın giderek belirsizleştiği, hatta işlevsizleştiği bir algı düzlemi yaratmaktadır. Yapay zekâ destekli içerik üretimi, algoritmik dolaşım mekanizmaları ve sosyal medya akışlarının çoğul ve çelişkili yapısı, bireyin epistemik güvenini aşındırmakta ve kuşkuyu istisnai bir durum olmaktan çıkararak temel bir algı biçimine dönüştürmektedir.
Bugün yapay zekâ “hakikat” kavramını kuşatan ve “kuşku” duyulmasını bir sezgi yönlendirmesi müdahalesi olarak belirleyen güçlü bir etki organına........
