Bilincin eşiği: Olmamak

Olmamak!.. Olmak üzerine birçok şey söylendi ancak “olmamak” sanırım daha zor bir varoluş bilincini işaret ediyor... Olunması gereken şey olmamaktır. İstemediğin gibi olmamak. Kendi düşünce yapına uymayan bir ortamda olmamak; değer karşılığını bulmadığın bir yerde olmamak; seni yok sayanların arasında olmamak; kendinden başkası olmamak... Olmamak olmaktan daha zordur çünkü güçlü bir özerklik bilincini gerektirir. Ve kendi olmanın bilincinde olmayanlar sürekli imrendikleri kişiler gibi olmayı tahayyül ederler. Bir türlü olmamayı beceremiyorlar; adanmaya yatkın olma halleri bundandır...

“Olmak” yerine “olmamak” üzerinden düşünmek gerçekten daha zor bir varoluş pratiğine işaret ediyor. Çünkü “olmak” çoğu zaman bir kimlik edinme, bir rol üstlenme, bir forma yerleşme demekken; “olmamak” sürekli bir ayıklama, reddetme ve mesafe koyma eylemi gerektirir. Bu da sözünü ettiğim gibi güçlü bir özerklik bilinci ister.

Aslında felsefe tarihinde “olmamak” tamamen yok sayılmış değil ama çoğu zaman dolaylı biçimde ele alınmış. Mesela, Soren Kierkegaard, bireyin “kalabalık” içinde erimesini eleştirirken insanın “başkası olmama cesaretinden” söz eder. Friedrich Nietzsche, insanın “sürü ahlakı”na uymaması gerektiğini savunur; yani bir anlamda çoğunluk gibi olmamayı önerir. Jean-Paul Sartre ise insanın kendisini sürekli seçerek kurduğunu söyler; bu da aslında her seçimde başka bir şey olmaktan vazgeçmek demektir. Ama bir nokta var: bu düşünürler bile genellikle bunu “kendin ol” üzerinden anlatırlar; benim vurguladığım gibi “olmaman gereken şeyleri reddetmek” üzerinden değil.

Söylediklerimde “olmamak” neredeyse bir etik........

© T24