Banksy: Anonimliğin sermayeye dönüşmesi |
Neoliberalizmin yeni piyasa mistisizmi olarak kolladığı gizemli bir “sanatçı” nasıl kahramanlaştırılır? Kırklanmış anlamların cazibesine kapılıp bir “esere” övgü düzenler olabilir. Sanat ne sırf bir anlam üretme atölyesidir ne de sırf bir mesaj kodlama işlemi. Daha derin ontolojik ve epistemik bir meseledir. Banksy’nin elinde bayrakla yüzü örtülü bir halde boşluğa adım atan heykeli üzerine yapılan güzellemelere ve abartılı övgülere atfen yazma ihtiyacı duydum. Belli ki neoliberalizmin imge rejimi ve şöhret hayranlığı zihinlere parazit yapıyor. O boyutlardaki bir heykelin öyle bir yere yerleştirilebilmesi ciddi bir lojistik planlamayı gerektirir. Böyle bir işlemin sessiz sedasız bir gerilla edasıyla yapılması imkânsız; işin ekonomik boyutu da ayrı konu.
Sanatın “karşılaşma”dan koparılarak değer üretim mekanizmasına indirgenmesi, özellikle geç kapitalist sanat ekosisteminin en belirgin yapısal dönüşümlerinden biridir. Ancak meseleyi keskinleştirirken birkaç ayrımı net tutmak bu eleştiriyi daha isabetli kılar.
Müze, galeri, koleksiyon gibi yapılar tarihsel olarak hem “koruyucu/aktarıcı” işlev görür, hem de kaçınılmaz biçimde “seçici/filtreleyici” olur. Problem, bu seçiciliğin epistemik bir kürasyon olmaktan çıkıp ekonomik ve sembolik sermaye üretimine eklemlenmesi. Yani benim itirazım aslında “kurumlara” değil, kurumların piyasa mantığıyla bütünleşmiş iktidar üretme biçimlerine.
Burada ince bir gerilim var: deneyimi çoğaltmak için kurulan sergileme rejimleri (kamusal alan, büyük meydanlar, viral dolaşım) aynı anda eseri “görünürlük ekonomisinin” parçası yapar. Görünürlük ise nötr değildir; her zaman bir tür güç dağılımı üretir…
Banksy’nin kamusal alanda, özellikle de son günlerde gündem olan tarihsel ve politik yükü yüksek bir mekânda sözüm ona gerilla........