Peki, ölenleri ne yapacağız? |
Diğer
Konuk Yazar
05 Ocak 2026
“Şimdi sivil savaşın ne olduğunu gördükten sonra biliyorum ki savaş eğer bir gün biterse herkes şunu sormalıdır: “Peki ya şehitleri ne yapacağız? Neden öldüler? Ben ne yanıt vereceğimi bilemezdim. En azından şimdi bilemiyorum. Başkalarının da bildiğini sanmıyorum. Bunu bilenler belki de bir tek ölülerdir ve savaş yalnızca onlar için gerçekten bitmiştir”[i]
Cesare Pavese yukarıdaki soruları bizim içinde bulunduğumuz durum ve zaman için sormuş gibidir. “Savaş eğer bir gün biterse herkes şunu sormalıdır: Peki ya şehitleri ne yapacağız?” Pavese sorusuna karşılık cevap beklemek kadar aynı zamanda da çoğula bir mesuliyet yükler. Çünkü şehitlik, şehit olma meselesi bireyi ilgilendiren bir meseleden ziyade çoğulu ilgilendiren ve cevabı da çoğuldan beklenen bir meseledir. Kolektifi ilgilendiren bir mertebedir, kişi kendi bireysel meselesi için şehit olamaz.
“şhd” kökünden türetilen şehit sözcüğü, şahit, tanık sözcükleri ile aynı anlamda olup göğsümüzden yukarıya doğru çıkmaya çalışan, boğazımızda düğümlenen bir sözcük aynı zamanda. Şehidi TDK “Kutsal bir amaç uğruna, vatan, millet veya din uğruna ölen kişi” olarak tanımlar. Dolayısıyla biz Pavese’nin alıntısındaki şehit sözcüğünü bir ideal uğruna ölen kişi olarak düşünelim.
“Neden öldüler?” Vatan, millet ve bir ideal uğruna. “Peki ya biz ölüleri ne yapacağız?” Evet, barışı konuştuğumuz bugünlerde peki ya biz bir ideal uğruna ölenleri, sivil sivil ulu orta yerde ölenleri ne yapacağız? 2015’te şehirlerimizde “Tarihsel ve kültürel varlıklarımız yok ediliyor” diyerek itiraz edenleri ve itiraz ederken öldürülenleri? Sokağın ortasında günlerce ölüsü alınamayanları? Sivil cansız bedenlerin üzerine bina edilen yeni turistik mekanları, yok edilen bir şehrin kayıp hafızasını? Çetelesi tutulmayanları, bir rakamdan dahi ibaret olmayanları, ceset diye üzerlerine beton dökülenleri biz ne yapacağız? Mezarsızları? Yası tutulamayanları? Ölmeden önce de yok sayılıp ve ölümleriyle de yok sayılanları? Bugün açıktan konu edinilmese de muhataplar ve ölümlerde dahli olanlar bir özür borçlarının olduğunu, başı taşsız mezar başlarına taş koymakla mükellef olduklarını dile getirebilecekler mi? Yıkıma uğrayanların, yok edilenlerin kayda değer bir şey olmamıştır denilerek yoklukları da varlıkları gibi yok mu sayılıyor? Ya da “Dün dündür, bugün bugündür” yerleşik siyasetçi........